Kuzey Irak’ın Erbil kentinde sokak sokak, dükkan dükkan gezilerek Türkçe ve kürtçe dışındaki tüm tabelalar sökülüyor.

Erbil Belediyesi'nin başlattığı ve "anadilin korunması" kılıfıyla servis edilen bu sert denetimlerde, asırlardır o topraklarda yaşayan Türk varlığının ve dilinin izleri adeta kazınıyor.

KİMSE KENDİNİ KANDIRMASIN...!

Doğu Akdeniz Politikaları ve Jeopolitik Stratejiler Merkezi’nin (TÜRKDEGS) resmî yayın organları üzerinden kamuoyunun dikkatine sunduğu çarpıcı analizler [https://x.com/turkdegs/status/2097769836395041153], bölgesel aktörlerin dil politikalarındaki çifte standardı ve bu durumun Türkiye’nin mülki bütünlüğüne dönük yansımalarını bir kez daha gözler önüne seriyor.

Gülistan Doku Dosyasının Avukatından Kritik Açıklama Gülistan Doku Dosyasında Tuncay SONEL ve  'Sim Kart' İddiası:
Gülistan Doku Dosyasının Avukatından Kritik Açıklama Gülistan Doku Dosyasında Tuncay SONEL ve 'Sim Kart' İddiası:
İçeriği Görüntüle

Irak Bölgesel Yönetimi'nin idari merkezi Erbil’de, Erbil Belediyesi eliyle yürütülen denetimlerde, Türkçe ve kürtçe dışındaki tüm dillerde yazılmış tabelalar sistemli biçimde sökülmektedir. "Anadilin ve özgün varlığın korunması" kisvesi altında yürütülen bu sert müdahale, bölgenin tarihsel ve etnolojik derinliğini, özellikle asırlardır o coğrafyanın kurucu unsurlarından biri olan Türk varlığının sembolik izlerini kamusal hafızadan silme niteliği taşımaktadır. (Haberin Kaynak Link'i: )

( https://www.yeniakit.com.tr/haber/diyarbakirda-turk-dili-siliniyor-1844799.html ) bizde her bilginin ispatı mevcut.

Image

(Kaynak Link: https://x.com/vangobel2026/status/2097776163464610214 )

Retorik Çelişki ve Tipolojik İkiyüzlülük

Ne var ki meselenin sosyo-politik açıdan en dramatik çelişkisi, mezkûr uygulamanın Türkiye’deki uzantıları ve savunucuları tarafından takındığı tutumda belirmektedir. Erbil’deki dili tasfiye operasyonunu "hukuki ve meşru bir korumacılık" olarak nitelendiren çevreler; sıra Türkiye Cumhuriyeti’nin mülki idare sınırlarına geldiğinde tamamen zıt bir metodoloji izlemektedir.

Mardin’in "Merdin", Batman’ın "Êlih", Şanlıurfa’nın "Riha" şeklinde ikincil ve paralel toponimik yapılandırmalarla tabelalara derç edilmesi, "evrensel insan hakları" ve "kültürel pluralizm" söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır.

Bu durum, basit bir yerel yönetim uygulaması ya da masum bir dilsel hak talebi olmanın çok ötesindedir. Karşımızda;

Erbil'de Türkçe'nin sembolik varlığını dahi yok saymayı "kültürel egemenlik" kabul eden,

Türkiye'de ise devletin kurucu unsuru olan Türkçe'yi ve bin yıllık toponimik mirasını savunmayı "baskı aygıtı" ilan eden son derece asimetrik ve manipülatif bir söylem kalıbı bulunmaktadır.

Hukuki ve Sosyolojik Gerçeklik

Uluslararası hukukta ve ulus-devlet kuramlarında kamusal alanın dili ve yer adlandırmaları (toponimi), devletin egemenlik haklarının ve toplumsal entegrasyonun temel harcıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin tek ve resmî dili Türkçe olup; mülki sınırlar dâhilindeki coğrafi adlandırmalar nesiller boyu aktarılan ortak tarihsel hafızanın nişanesidir.

Erbil’deki dilsel tasfiyeye karşı bürünen derin sessizlik ile Türkiye’deki kamusal dil alanına dönük müdahaleler arasındaki bu normatif tutarsızlık; entelektüel, sosyolojik ve hukuki düzlemde göz ardı edilemez bir çifte standardı tescillemektedir.

Görüntü

" Araştırmalar sonucunda elde edilen bilgilere göre : Erbil’de sözde kürtçe öncelikli tabela zorunluluğu ile Türkiye’deki dil ve yer adı tartışmaları karşılaştırması

Irak kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin başkenti Erbil’de, 2023’ten bu yana yürürlükte olan ve aralıklı olarak sıkılaştırılan uygulamalarla ticari tabelalarda, menülerde ve bazı kamusal işaretlerde
sözde kürtçenin birincil dil olarak kullanılması zorunlu tutuluyor. Diğer diller (Arapça, İngilizce vb.) eklenebiliyor ancak sözde kürtçe altında veya yanında, daha küçük veya ikincil konumda yer alması gerekiyor. Uymayan işletmelere para cezası ve kapatma yaptırımı uygulanabiliyor. Resmi açıklamalarda bu, “anadilin korunması” ve 2014 tarihli Resmi Diller Yasası çerçevesinde sunuluyor. Valilik ve belediye kaynakları, Arapçanın yasaklanmadığını, yalnızca sözde kürtçe öncelikli olması gerektiğini vurguluyor.

Türkiye’de ise şehirlerin resmi adları (Mardin, Batman, Şanlıurfa vb.) değiştirilmemiştir ve Türkçe’dir. Bazı
sözde kürtçe konuşan çevreler, aktivistler veya yerel kullanımlarda alternatif adlar (Mêrdîn, Êlih/Elih, Riha vb.) tercih edilebiliyor; belirli belediyelerde veya kültürel bağlamda çift dil kullanımı tartışmaları yaşanıyor. Bu, “dil hakları” çerçevesinde savunulurken, resmi isim değişikliği veya zorunlu Türkçe dışına çıkarma söz konusu değil.

Karşılaştırma net: Erbil’de bir dilin kamusal ve ticari alanda önceliklendirilmesi “anadil koruması” olarak nitelendirilirken, Türkiye’de Türkçenin resmi statüsünün ve şehir isimlerinin korunması bazı çevrelerce “baskı” olarak çerçevelenebiliyor. Aynı standartın her iki tarafta tutarlı uygulanıp uygulanmadığı tartışmaya açıktır. Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasa’da belirtilen resmi dili Türkçe’dir; şehir isimleri de resmi olarak Türkçedir ve bu çerçeve yasal olarak sabittir.

Bu tür uygulamalar dil politikalarının karşılıklılığını ve tutarlılığını gündeme getiriyor. Kaynaklar (KRG resmi açıklamaları, belediye bildirimleri ve bağımsız haberler) Erbil tarafındaki önceliklendirme politikasını doğruluyor;

Article hero image

(Kaynak Link: https://x.com/lordsinov/status/2096858023213883487 )

Kaynak: ONGUN HABER