Suriye Tezkeresi TBMM'den Geçti
Hükümete Suriye'ye asker gönderme yetkisi veren, 4 Ekim tarihinde süresi dolan ve 1 yıl daha uzatılması için TBMM'ye gönderilen Başbakanlık Suriye Tezkeresi, Genel Kurul'da kabul edildi.



Suriye'deki durumun oluşturduğu tehdit ve riskler çerçevesinde hudut, şümul, miktar ve zamanı hükümetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve gerekli düzenlemelerin hükümet tarafından belirlenecek esaslarına göre yapılması için, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 4.10.2012 tarihli ve 1025 sayılı Kararıyla Hükümete verilen izin süresinin Anayasanın 92. maddesi uyarınca 04.10.2013 tarihinden itibaren 1 yıl süreyle uzatılmasına dair Başbakanlık Tezkeresi TBMM Genel Kurulu'nda görüşülüyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bekir Bozdağ ve Ali Babacan, İçişleri Bakanı Muammer Güler, Adalet Bakanı Sadullah Ergün, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik Genel Kurul'a gelerek görüşmeleri izledi.  

MHP'DEN TEZKEREYE DESTEK
Meclis Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı'nın yönetiminde başlayan oturumda, gündem dışı konuşmaların ardından Genel Kurul'a gelen Başbakanlık Tezkeresi okutuldu. MHP adına konuşan Yıldırım Tuğrul Türkeş,"Bilindiği üzere partimiz, bugüne dek, dış politikayla ilgili meselelerde, çok açık bir üslupla millî menfaatlerimizi önde tutan, kısır, siyasal hesaplardan uzak duran bir tavır benimsemiştir. Sırf Türk devletini ve insanını düşündüğümüz, oportünist yaklaşımları reddettiğimiz için, bu Meclis çatısı altında bulunan gerek iktidar gerekse ana muhalefet partisinin de zaman zaman hedef tahtası olduk fakat biz hep doğru olanı yaptık ve söyledik. Bundan dolayı da kimseden özür dileyecek değiliz. Çok şükür ki vicdanımız rahat, alnımız temiz.
Dış politika, tüm boyutları ve şubeleriyle bir millî siyaset başlığıdır. Zira, topyekûn ortak mülkümüzü kapsamaktadır. Partimizin, özellikle bu alanda, devlet değerlerine ve geleneklerine olan bağlılığı tartışılmazdır. Şayet bu gerçeği tartışmaya açmak gayretinde olanlar varsa da hadlerini aştıklarını bilmelidirler. Öte yandan, bir hususun da tüm kesimler tarafından idrak edilmesi adına söylemeliyim ki partimiz, millî siyaset kisvesi altında gayrimillî gayelere hizmet edenlere bugüne kadar müsamaha göstermemiş, bundan sonra da göstermemeye kararlıdır.
Peki, bunun altını niye çiziyoruz? Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devleti destansı fakat bir o kadar da çileli bir bağımsızlık mücadelesinin neticesinde inşa edilmiştir. İstiklal Harbi, bir milletin hayatta kalması ve tarih sahnesindeki varlığını sürdürebilmesi için verilmiştir. Başta rahmetli Atatürk olmak üzere, cumhuriyetimizin kurucuları savaşın yıkımını, vahşetini ve karanlığını bizzat yaşamışlardır. O döneme ait çekilmiş fotoğrafları bir an için zihninizde canlandırmanızı sizlerden, özellikle de bugün savaş tamtamları çalanlardan istirham ediyorum. Kanla sulanmış toprağa yalın ayak basan çocuklar, savaşın tüm manevi yükünü çekerken sırtında kamburlar oluşan kadınlar ve bayrak uğruna, vatan uğruna, millet uğruna geride sevdiğini, ailesini bırakan gençler, yaşlı delikanlılar. Biz, değerli milletvekilleri, savaşın perişanlığını bilen bir milletin mensuplarıyız ve bu sebepten dolayıdır ki yıllar içinde barışın kıymetini anlayabilmiş bir milletiz. Birileri gelip vatanımıza göz dikmedikçe, insanımıza saldırmadıkça, sınırlarımıza tecavüz girişiminde bulunmadıkça biz, Türk milleti olarak daima barışı savaşa tercih ederiz. Rahmetli Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" vecizesi işte bu tercihin bir tezahürüdür. Milletçe bu görüşte birleştiğimiz, su götürmez bir gerçek olsa da mevcut iktidarın söz konusu birikim manzumesinden yeterince nasiplenmediği de gün gibi ortadadır.
Suriye'deki iç savaşa ilk günden itibaren gereğinden fazla angaje olan iktidar, bugün sahip olduğu dizginlenemez ideolojik hırsının kurbanı konumundadır. Her şeyden önce belirtmeliyim ki, 4 Ekim 2012 tarihli tezkereyle bugün görüştüğümüz tezkere arasında dağlar kadar fark bulunmaktadır.
Geçen sene partimizin de destek verdiği tezkere, Suriye'nin bir uçağımızı düşürmesinin ardından kaleme alındığından son derece faydalıydı, bugün ise şartlar değişmiştir. Nasıl mı? İzah edelim, günümüz Suriye manzarası iktidar beğense de beğenmese de şu şekildedir: Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya ikilisi asgari müzakere şartlarında anlaşmış, bu vesileyle kısa ve orta vadede Suriye'ye yönelik olası bir askerî müdahale seçeneği ortadan kalkmış ve taraflar İkinci Cenevre Konferansı için hazırlıklara başlamışlardır.
Orta Doğu'da oyun kurucu iddiasıyla yola çıkan AKP iktidarı son olarak Saint Petersburg'da gerçekleştirilen G-20 zirvesinde de tespit edildiği üzere uluslararası platformda tecrit edilmiştir. Düzenlenecek olan İkinci Cenevre Konferansı'nda, AKP'nin yanlış siyaset sebebiyle Türkiye'nin dışlanması dahi söz konusu olabilir. AKP gitgide yalnızlaşmaktadır, çünkü tutunduğu yegâne dal kopmuştur.
İhvanın Arap Baharı'yla kazandığı ivme sekteye uğramış; söz konusu yapı Libya'da, Mısır'da mağlubiyete uğramış ve son olarak da Tunus'ta çözülmeye başlamıştır. İhvan, nerede iktidar olduysa baskıyı ve sindirmeyi bir strateji olarak özümsemiştir. Sürgünler, yasaklar, kıyımlar, suikastlar, terör ve toplu linç eylemleri, ne ararsanız var. Böylesine hassas bir coğrafyada Batı'nın olan bitene sessiz kalacağını düşünmek saflık olurdu. Nitekim, Batı tüm Arap Baharı coğrafyasında hadiselere müdahil oldu, neticelerini de hepimiz biliyoruz. Sıradaki devlet Suriye'ydi. Önce, fazlasıyla suistimal edilen Suriye'nin bölgenin Pandora kutusu olduğu anlaşılınca geri adım atıldı. Burada bir İhvan iktidarı fazla gelirdi. Kaldı ki, bir baktılar, Suriye yalnızca Suriye değil; içinde Rusya, Çin, İran, Hizbullah çıktı; onlar da yetmedi, bir baktılar, Sünni-Şii çatışması çıktı, El Kaide çıktı, silahlı Kürt ayrılıkçıları çıktı. Ne oldu? Geri çekilindi.
Netice itibarıyla, Rusya kimyasal silahların imhası teklifiyle Amerika Birleşik Devletleri başkanı Obama'yı büyük bir sıkıntıdan kurtardı ve olası bir askerî müdahalenin önüne geçerek ciddi bir diplomatik zafer elde etti. Elbette, bir zaferin olduğu yerde hiç kuşkusuz, yenilgi de vardır. O da AKP İktidarını, Körfez ülkelerini ve genel olarak İhvan'a nasip oldu.
Peki, tüm bunlar ne anlama geliyor? Demek oluyor ki, Suriye'ye yakın zamanda herhangi bir uluslararası koalisyon şemsiyesi altında asker göndermemize gerek olmayacaktır. Kaldı ki, silahlı kuvvetlerimizin angajman kuralları değiştirilmiştir. Olası bir ihlal anında gereken karşılık zaten verilmektedir, ileride de verilecektir. Demek oluyor ki, AKP'nin dış politika tasavvuru artık tüm meşruiyetini fiilen yitirdi ve her koldan çatırdıyor. AKP hayal bulutlarından gerçeğin sert zeminine düşmüştür, yüksek uçmak isterken kanatları yanmıştır. Demek oluyor ki AKP'nin bugüne dek iç politikadaki fiyaskolarını telafi etmek için ürettiği dış politikada başarı yalanının da sonuna geldik.
Değerli milletvekilleri, doğrusu, insan düşünmeden edemiyor. Sayın Davutoğlu nasıl bir diploması dehası içindeydi ki ördüğü siyaset nihayetinde, bugün itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti devletinin Suriye sınırı iki azılı terör gurubu tarafından paylaşılmaktadır. Bunlardan ilki El Kaide, ikincisi ise PKK'dır. AKP PYD'nin liderini Ankara'da kırmızı halılarla karşılarken Suriyeli Türkmenleri yok saymış ve hor görmüştür. Açıkça ifade ediyorum, bu ayıptan AKP iktidarı birinci derecede sorumludur fakat meselenin özü burada değildir. İktidarın önümüze getirdiği tezkerenin gerekçelerinden birisi Suriye kaynaklı saldırılar şeklinde lanse edilmektedir.
Sayın ilgili Bakan, size soruyorum: Türkiye-Suriye sınırında tek bir Esad yanlısı yapı kalmış mıdır? Sınırımızın diğer tarafının bir kısmı, insanlıktan nasibini almamış ama bu iktidara yakın sivil toplum kuruluşlarının da desteklediği terörist guruplar, diğer bir kısmı ise müzakere yürüttüğünüz bebek katillerinin elindedir. Hangi Suriye kaynaklı saldırılardan bahsediyorsunuz Allah aşkına?
Cumhuriyet tarihimizin en kanlı saldırısı Reyhanlı'da düzenlenmiştir. Bu hunhar eylemin baş aktöre El Kaide'dir. Evet, AKP'nin maşa olarak kullandığı bazı sivil toplum kuruluşlarının alenen para, lojistik ve eleman temin ettiği El Kaide terör örgütüdür. Başbakanın Reyhanlı sonrasında döktüğü göz yaşları ve hayatını kaybedenleri mezheplerine göre ayrıştırmak için kullandığı çirkin sözleri de unutmadık, unutturmayacağız. Ceylanpınar'a ve Akçakale'ye düşen top mermileri ve o bölgede vatandaşlarımıza muntazam aralıklarla isabet eden kör kurşunlar çoğunlukla El Kaide-PKK çekişmesinden kaynaklanmaktadır. Bundan da haberimizin olmadığını mı zannediyorsunuz?
Devam ediyorum. Önümüze getirilen tezkerede, Birleşmiş Milletlerin Suriye'de kimyasal silah kullanıldığını doğrulayan rapora gönderme var, doğrudur ama bunu kim kullandı, hâlâ bilinmiyor. Ya kullananlar sizin müttefiklerinizse o zaman ne yapacaksınız, aynı tavrı muhafaza edecek misiniz? Burada Türkiye'ye düşen vazife, Suriye'nin toprak bütünlüğünü korumaktır. Ülkenin kuzeyinde herhangi bir grubun ayrılıkçı veya mezhepçi emellerine fırsat tanınmamalıdır.
Yine tezkerede "Hükûmetin süratli ve dinamik bir politika izlemesine yardımcı olmak" gibi hayli muğlak bir tabir kullanılmıştır. Bu pasaj, ustalık döneminde bulunduğunu iddia eden iktidarın acemiliğinin tescilidir. Söz konusu bölümdeki "süratli" sözcüğü artık alıştığımız aceleciliğe, "dinamik" sözcüğü ise AKP'nin mayasında var olan o saldırganlık yapısına denk düşmektedir. Başka bir deyişle, söz konusu gerekçeler, AKP'nin önümüzdeki dönemde Suriye konusunda fevri ve agresif olma arzusunun açık işaretleridir.
Bir iktidar olan bitenden hiç mi ders almaz, hayret ediyoruz. AKP'nin kardeş sevdası ve bu bağlamdaki ideolojik ihtirasları adım adım sonunu getirmektedir. Sayın Başbakan "Bu ülkede etkin muhalefet yok." diyor ve fakat iktidarını içten kemiren bu inat sürdüğü müddetçe, kendisinin en büyük düşmanı yine kendisi olacak. Kendinizi tüketme iradenizi takdirle karşılıyor ve keyifle izliyoruz. Ne var ki iş Türkiye'yi tüketme noktasına gelirse, işte orada karşınızda Milliyetçi Hareket Partisinin devasa gövdesini görürsünüz. Nitekim, bu Meclis kürsüsü, ihtarlarımıza kulak asmanız için bize değil size sunulmuş büyük bir fırsattır. Malum, abluka altına aldığınız basın, açıklamalarımızı sansür süzgecinden geçirdiği için size yönelttiğimiz ve aslında milletin süzgecinden geçen uyarıları da bilmiyor olabilirsiniz.
Değerli milletvekilleri, konuşmamın başında partimizin millî siyaset vizyonuna atıf yapmış ve dış politikada temel amacımızın devlet ve millet menfaatlerini korumak olduğunu ifade etmiştim. Bu noktadan hareketle, iktidarın Suriye inadının sokaktaki vatandaşa hissettirdiği mali külfete de değinmek istiyorum. Suriyeli sığınmacılara bugüne kadar AFAD tarafından ödenen miktar 2 milyar dolardır. Kızılay 120 bin Suriyeli sığınmacıya her ay 9 milyon 600 bin lira harcama yapmaktadır. Bölgeyle iş yapan şirketlerimizin uğradığı zararlar ve çeşitli sebeplerden dolayı oluşan ticaret açığını bu tabloya eklemiyorum bile. Suriye krizi sebebiyle 40 bin tır şoförü işsiz kalmıştır, dile kolay, 40 bin. Bu hane nüfusu dikkate alındığında, nereden baksanız 120 bin kişiyi etkilemektedir doğrudan. Bu nedir biliyor musunuz değerli milletvekilleri? İnsan emeğinin aleni gasbıdır. Söz konusu harcamalar insanımıza ek vergi ve iktidarın alaycı deyimiyle "güncellemeler" yani zamlar vasıtasıyla dönmektedir. Vergi veren vatandaşa haksızca dayatılan ek vergiler ve zamlarla alım gücü eriyor. Vatandaşımızın alın teriyle kazandığı helal para cebinden zorla alınıyor ve iktidarın ideolojik dış politikasının ayakta durması için seferber ediliyor. Bu manzaranın adı gasptır, emek hırsızlığıdır ve utanç vericidir.
Evet, değerli milletvekilleri, sizlere tasvir ettiğim tablonun gayrimillî niteliği ve devletimizin, insanımızın menfaatleriyle çeliştiği aşikârdır. Millet savaş istemiyor, millet başımıza açmadık dert bırakmayan sözüm ona dinamik politikalarınızı reddediyor. Gözünü kamuoyu araştırmalarından ve anketlerinden alamayan Başbakan, Suriye konusunda millî irade rüzgârlarının kendisine karşı estiğini hâlâ anlayamamıştır. "Analar ağlamasın!" sloganıyla vatan savunmasını rafa kaldıracaksın ama başka bir ülkeye müdahale yapmak için anaları ağlatacaksın, öyle mi? Merhum Erbakan üslubuyla konuşayım ki anlayasınız: "Hadi oradan, hadi oradan!" AKP içindeki savaş karşıtı arkadaşlarımıza da sesleniyorum: Müsterih olunuz. Milletimiz bir ideolojik kapristen dolayı herhangi bir kirli savaşa alet edilemeyecektir, buna izin vermeyeceğiz.
Milliyetçi Hareket Partisi millî refleksin biricik teminatı ve temsilcisidir. Vatanımız doğrudan bir saldırı tehdidiyle karşılaşmadıkça tavrımız bellidir ve barıştan yanadır. Şayet AKP İktidarı bunun haricinde bir inisiyatif kullanmak isterse kendi kaderini kendisi tayin etmiş olacak ve yalnız yürüyecektir. Bu bağlamda, Milliyetçi Hareket Partisi tezkereye millî savunma mekanizmalarımızı etkinleştirmek namına ve Hükûmetin bu maksadı aşmaması kaydıyla destek vermektedir.
"dedi.  

"BÖLGEMİZİN BARIŞA VE HUZURA İHTİYACI VARDIR"
CHP Adına söz alan Adana Milletvekili Faruk Loğoğlu, "Suriye'deki yangının söndürülmesinde en büyük görev Suriye'nin komşularına düşmektedir. AK Parti'nin izlediği Suriye politikalarına baktığımızda bu bilincin izlerine rastlayamıyoruz. Uyarılara ve kendilerinin de kabul etiği yalnızlıklarına rağmen bu politika inatla sürdürülmektedir. AK Parti hükümeti ülkemize bir savaş felaketinin eşeğine getirmiştir. Eşi benzeri bulunmayan bu bağnaz politikadan vazgeçilmesi için CHP somut ve yapıcı önerileri sunmuştur. Önümüzdeki Suriye Tezkeresi göstermektedir ki, AK Parti hükümeti Suriye'deki savaşın her geçen gün artan maliyetini, bölgemizin çatışma alanı haline dönmesini umursamamaktadır. Sakat Suriye politikası ülkemizi hangi noktaya getirmiştir? Türkiye Suriye sınırı terör örgütlerinin geçiş noktası haline gelmiş, dünyanın en tehlikeli terör örgütleri ülkemizin komşuları ve konukları haline gelmiştir. Terör örgütlerinin sınır kapılarını kapatmaması için Türkiye'yi tehdit ettikleri basında yer almıştır. Sınır bölgelerimizin ekonomileri çöktü vatandaşlarımızın huzur ve can güvenlikleri kalmadı. Suriye politikasını değiştirmesini beklediğimiz hükümet, karşımıza bir savaş tezkeresi ile çıkma pişkinliğini göstermiştir. AK Parti bu tezkere ile bütün dünyaya asker gönderebilir. Kendinize gelin ölçüyü kaçırmayın. Halkımız savaş istememektedir, CHP barış isteyen halkımızın yanındadır. Partimiz halkımızın isteği doğrultusunda barış ve diyalog yollarını açmaya devam edecektir. Bölgemizin barışa ve uzlaşıya ihtiyacı vardır. Tezkere için CHP olarak olumsuz oy kullanacağımızı bildiririm" diye konuştu.  

"BU TEZKEREYE HAYIR OYU KULLANACAĞIZ"
BDP adına konuşan Grup Başkanvekili İdris Baluken, "AK Parti hükümeti uyguladığı politikalarla Suriye'de yürüyen savaş sürecinin fiili bir tarafı olmuş durumdadır. Bırakalım bu savaş müdahalesini özellikle Akçakale'ye düşen top mermileri, Hatay'a düşen havan topları, düşürülen savaş uçakları ve helikopter olaylarının kendisi Türkiye'nin bu savaşa taraf olduğunu ortaya koymaktadır. Halk düzeyinde bir tabanı olmayan El Kaide ve El Nusra çetelerini Kürt halkına karşı çatıştıran bütün politikalar bu süreç içinde AK Parti hükümeti tarafından devreye konulmuştur. Rojava'ya yönelik uygulanan ekonomik ambargo tarihe utanç sayfası olarak geçecek büyük dramları beraberinde getirmiştir. Bu tezkereye hayır oyu kullanacağımızı ifade ediyorum" şeklinde konuştu.
 
"BU TEZKERE, BİR SAVAŞ TEZKERESİ DEĞİLDİR"
AK Parti adına konuşan Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır, "Gerek ülkemize, gerek bölgesel istikrara yönelik olarak Suriye'den kaynaklanan riskler giderek artmıştır. Suriye rejiminin ve iç siyasetinin bugün ulaştığı noktanın son yarım asırda eşi ve benzeri görülmemiştir. 21 Ağustos tarihinde Şam'da çoğunluğu kadın ve çocuk olan sivil halkı hedef alan kimyasal silah kullanımı rejimin gözü dönmüşlüğünün örneği olarak tarihe geçmiştir. Suriye rejimi son kimyasal silah saldırısında 400'ü çocuk olmak üzere yaklaşık bin 400 sivili katletmiştir. Kimyasal silah kullanımı Haziran ayında net olarak ortaya çıkmış olmasına rağmen uluslararası cami Saddam Hüseyin'in Halepçe'de kimyasal silah kullanarak binlerce insanı öldürdüğünde olduğu gibi burada da sessiz kalmıştır. Suriye'ye müdahale kimyasal silah kullanımının cezalandırılması gibi kavramlar o günlerde gündeme oturmuştur. Suriye'de işlenen bir insanlık suçunun hesabının er veya geç sorulacağını inanıyoruz. Bu süreçte en önemli önceliğimiz vatandaşlarımızın ve topraklarımızın güvenliğinin tesis edilmesidir. Askeri strateji bağlamında etkin bir caydırıcılık sağlanması ve gerektiği hallerde kararlılığın sergilenmesi önemlidir. Ulusal güvenlik devletin ve milletin bekası ile doğrudan bağlantılı bu nedenle partiler üstü olması gereken bur konudur. Ön yargıların bir kenara bırakılıp milletin temsilcileri olarak kenetlenmemiz gerekmektedir. Uluslararası camianın ve Türkiye iç siyasetinin bu sorunun biran önce çözüme kavuşturulması için gayret göstermesi zaruret arz etmektedir. Bu tezkere bir savaş tezkeresi değildir. Suriye'deki önceliklerimiz barış ve istikrar ortamının yeniden sağlanmasıdır. Suriye rejiminin barış dilinden anlamadığına hepimiz yakından tanık olduk. Türkiye'nin tehlike olasılıklarını göz ardı etmeden, ülkemizin temel hak ve menfaatlerinin korunması için bütün risk ve senaryoya karşı hazırlıklı olmasını sağlayacak önlemleri önceden alması önem taşımaktadır. Tezkereyi AK Parti olarak desteklediğimizi ifade etmek istiyorum" ifadelerini kullandı.  

"EN ÖNEMLİ ÖNCELİĞİMİZ VATANDAŞLARIMIZIN VE ÜLKEMİZİN GÜVENLİĞİDİR"
Hükümet adına milletvekillerin tezkerenin gerekçesini açıklayan Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, "1 yıl önce, 4 Ekim 2012 tarihinde vatandaşlarımızın ve sınır güvenliğimizin Suriye kaynaklı tehlike ve saldırılar karşısında korunmasına yönelik etkin tedbirler alınmasını ortaya çıkartan tehdit algımız bugünde artarak geçerliliğini korumaktadır. Tezkerenin alındığı ortamda geçerli olan menfi şartların hiçbirisinde iyileşme görülmemiş bilakis mevcut risk ve tehditler artmıştır. Evrensel değerleri yok sayan Suriye'deki rejim Ortadoğu'daki istikrar ortamını kırılgan duruma getirmiştir. İç savaş ülke içindeki radikalizmi beslemekte. İç savaşlar sadece o ülkenin değil, bölgesel ve küresel istikrarı da tehdit etmektedir. Suriye'de yaşanan gelişmeler terör örgütlerine sığınak oluşturmaktadır. Hükümet olarak en önemli önceliğimiz vatandaşlarımızın ve ülkemizin güvenliğidir. Biz savaş istemiyoruz, mevcut savaşı durdurmak istiyoruz. Zaman gösterdi ki, Suriye kendi elindeki kimyasal silah listesini BM'ye teslim etmiştir. Suriye dünya en fazla kimyasal silah stoğuna sahip ülkelerden birisidir. Tarih bizi haklı çıkartmıştır. Masum insanı öldüren adı ne olursa olsun hepsi terör örgütüdür.  Biz Beşar Esad'ın yanında da olmadık, Beşar Esad'ın yanına gidene de rehber olmadık. Tezkereye destek verilmesi ülke çıkarlarının korunmasına katkı sağlayacaktır" açıklamasında bulundu.






Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.