Göbeklitepe’nin Ardından 13 Dev Yerleşim Daha Ortaya Çıktı
Uzmanlar: “İnsanlık tarihinin zaman çizelgesi yeniden yazılacak” diyor. Ya siz hâlâ eski tarih kitaplarına mı inanıyorsunuz?
Resmî Tarih Yalan Söyledi! Tarım Yoktu, Ama 20 Metrelik Tapınaklar Vardı: Göbekli Tepe Sadece Başlangıç...
12.000 yıl önce, insanlık “henüz avcı-toplayıcıyken” devasa T sütunlar dikildi, kayalar oyuldu, 20 metre genişliğinde anıtlar inşa edildi. Arkeologlar, Şanlıurfa’da Göbekli Tepe’yle aynı döneme ait **en az 13 yeni yerleşim** daha tespit etti. Çoğu hiç kazılmadı, adeta zamanın içine gizlendi.
Bilim dünyası “medeniyetin doğuşu”nu yeniden tanımlamaya hazırlanıyor. Peki ya daha önce öğrendiklerimizin hepsi yanlışsa?
Dünyanın en eski anıtsal yapısı unvanını taşıyan Göbekli Tepe’nin aslında yalnızca dev bir ağın görünen yüzü olduğu ortaya çıktı. Türkiye’nin Şanlıurfa ilinde, yer altı radarları (GPR) ve yüzey araştırmalarıyla doğrulanan **en az 13 benzer yerleşim** bulunuyor. Arkeoloji dünyasında şok etkisi yaratan gerçek şu: Bunların büyük bölümü hiç kazılmamış, toprağın altında zaman kapsülü gibi saklı.
Kazılan alanlar, tekdüze bir yapı geleneğini gözler önüne seriyor. Kayalara oyulmuş, **20 metreye ulaşan genişlikteki yapılar** ve **6 metre yüksekliğindeki T şeklindeki sütunlar**, 12.000 yıl önce, yani tarımın ve çömlekçiliğin başlamadığı dönemde, devasa bir örgütlenme, hiyerarşi ve ortak inanç sisteminin varlığını kanıtlıyor.
YERLEŞİK HAYAT” TEORİSİ ÇÖKÜYOR
Akademik dünyada uzun yıllardır kabul gören “tarım = yerleşik hayat = medeniyet” formülü, bu keşiflerle birlikte sarsılıyor. Arkeologlar, bu yapıların inşa edilebilmesi için binlerce kişinin koordineli çalışması, lojistik ağlar kurulması ve ortak bir inanç sisteminin var olması gerektiğini belirtiyor. Oysa resmî tarih anlatısına göre, bu dönemde insanlar küçük, göçebe avcı-toplayıcı gruplar halinde yaşıyordu.
Bu keşif, ‘yerleşik hayata geçiş’ ve ‘medeniyetin doğuşu’ ile ilgili bildiğimiz her şeyi sorgulatıyor. Bu alanların sadece küçük bir kısmı kazıldı. Önümüzdeki yıllarda yapılacak çalışmalar, insanlık tarihinin zaman çizelgesini baştan aşağı değiştirecek.
TAŞ TEPELER”: ZAMANIN GÖMDÜĞÜ DEVLER UYANIYOR
Bölge, artık “Taş Tepeler” adıyla anılan dev bir arkeoloji parkına dönüştürülüyor. Ancak asıl heyecan, toprağın altında daha kaç dev yapının gömülü olduğu ve bunların hangi sırları açığa çıkaracağı. Resmî açıklamalara göre, keşiflerin boyutu o kadar büyük ki, önümüzdeki yüzyıl boyunca arkeoloji dünyasının gündemini belirleyecek.
Peki ya şu soru: Tarımın bile olmadığı bir dünyada, on binlerce ton taşı yontup yerleştiren, astronomi, geometri ve mühendislik bilgisini kullanan bu insanlar kimdi? Onları bu dev yapıları inşa etmeye iten inanç neydi? Ve neden tüm bu yapılar, sanki bir şeyi sonsuza dek gizlemek istercesine, bilinçli olarak toprakla örtüldü?
CEVAPLAR TOPRAĞIN ALTINDA, AMA BİLİM DÜNYASI HAZIR MI?
Resmî tarih anlatısı “medeniyet Mezopotamya’da başladı” derken, Taş Tepeler “başlangıç buradaydı” diye haykırıyor. Geriye kalan 13 yerleşim kazıldığında, belki de insanlığın doğum haritası yeniden yazılacak. Ve belki de o zaman anlaşılacak: Bildiğimiz tarih, anlatılan tarihten ibaret değil.
Göbeklitepe’nin Sırrı Ne?
İnsanlık tarihinin en eski medeniyeti. Mısır piramitlerinden binlerce yıl daha eski. Tam 12 bin yaşında. Göbeklitepe’nin sırrı hâlen çözülebilmiş değil…
Bir çobanın hayvanlarını otlatırken bulduğu Göbeklitepe, dünyanın en eski arkeolojik keşfi. Bugüne kadar yalnızca yüzde 5’i gün yüzüne çıkarılabilmiş. Hakkında pek çok iddia, söylenti ve modern-efsaneler mevcut.
Hazreti İbrahim’in tapınağı olduğunu, Sirius’a tapmak için inşaa edildiğini, henüz bütün sırları aydınlatılamayan Stonehenge ile paralel ve benzer bir inanç olduğunu söyleyen arkeolog, tarihçi, astronomlar var. Sümerler’den kaldığını savunanlar da çıktı fakat Sümer teorisi, yapılan tarihleme ile uyuşmuyor.
Göbeklitepe’deki tapınağın henüz kazılmayan Karahantepe, Sefertepe ve Hamzantepe’deki tapınaklarla birlikte bir dörtlü olduğunu savunan tarihçiler de mevcut. Kemik bulunamamasının nedenini mezar geleneği olmamasına ve ölülerin “Güneşe gömülmesi” yani açık havaya bırakılan cesetlerin yırtıcı kuşlarca yenildiği, kuşların göğe yükseldiğinde ölülerin ruhlarının da göğe yükseldiğine inanıldığını savunan tarihçiler bulunuyor.
Göbeklitepe için dünyanın en eski tapınağı, “Dinin Doğduğu Yer” hatta “Cennet Bahçesi” deniliyor. Göbeklitepe’nin tarih kitaplarını tamamen değiştirdiği gerçek ama “Cennet Bahçesi” olabilir mi?
Cennet Bahçesi, Harran Ovası’nın tepesinde olmasa bile yepyeni bir tartışma başladı. Bunun arkasından popüler kültür ürünü roman, belgesel ve hatta komplo teorileri ortaya çıktı. Örneğin Tapınak Şövalyeleri’nin kutsal kâseyi yüzyıllar sonra dönüp oraya sakladığı gibi söylentiler de var.
Nasıl Keşfedildi?
1994’te sürüsünü otlatan bir çoban, Şanlıurfa’nın 15 km kuzeydoğusundaki Göbeklitepe’de dikdörtgen şeklinde üzerinde oymalar olan taşlar buldu; taşları yetkililere götürdü. İstanbul’daki Alman Arkeoloji Enstitüsü görevlisi Klaus Schmidt, bölgeye giderek incelemelere başladı.
Kazılarda çıkarılan 45 tane “T” şeklindeki taş anıtın üzerinde yabani domuz, ördek, yılan, aslan, balık ve avcılık yapan insan figürleri var. Daha yüzlerce taş anıtın çıkarılmayı beklediği bölgenin tapınak olarak kullanıldığını tahmin ediliyor. Bu anıtlardan her biri 15 ton ağırlığında ve 6 metre yüksekliğinde.
Mısır’daki Büyük Piramitlerin 4 bin 500 yaşında ve İngiltere’deki Stonehenge’in 6 bin yaşında olduğu düşünülürse bu kazının dünyanın gelmiş geçmiş en önemli arkeolojik kazısı olduğu belirtiliyor.
Cennet Bahçesi mi?
Schmidt’e göre artık çorak olan Göbeklitepe, bir zamanlar çok bereketli bir bölgeydi. Ancak insanlık, çevrenin bozulmasına yol açarak bu “cennet”in yok olmasına sebep oldu. Göbeklitepe’de bulunan taşlar, MÖ 8000’de toprağa gömüldü.
Asur tabletlerinde Beth Eden adlı bir medeniyetten bahsediliyor. Yeri, Göbeklitepe’nin bulunduğu yer olarak tarif ediliyor. Eden kelimesi Sümerce “ova” anlamına geliyor. Göbeklitepe’de Harran Ovası’nın hemen içinde.
Reading Üniversitesinden Steve Mithen, “Burası insan aklının anlamakta zorlanacağı kadar olağanüstü.” diyor.
Sirius İddiası
Milano Polytechnic Üniversitesinden İtalyan Arkeo-astronom Giulio Magli, Göbeklitepe’nin Stonehenge gibi, gök cisimlerinin hareketlerini takip etmek ve onlara tapınmak için yapıldığını iddia ediyor. Magli, iddiasını yaptığı simülasyonla Göbeklitepe inşa edildiği dönemdeki gökteki yıldızların konumlarının tespit ettiğine dayandırıyor.
İtalyan astronom, Dünya’nın kendi eksenindeki hareketinden dolayı yıldızların son bin yılda konumlarının değiştiğini, bir zamanlar ufuk çizgisine yakın beliren yıldızların farklı konumlarda yükseldiği ve görüldüğünü, yeniden belirmeleri için de binlerce yıl geçebileceğini söylüyor. Sirius; Ay, Venüs ve Jüpiter’in ardından gece karanlığındaki en parlak dördüncü gök cismi. Magli, antik Mısır takviminin Sirius’un hareketlerinden yararlanılarak hazırlandığını, binlerce yıl önce Göbeklitepe’nin bulunduğu enlemde benzer amaçlara hizmet etmiş olabileceğini söylüyor. Magli ayrıca “Sirius, 9300 yıl önce ufuk çizgisinin altında görünüyordu. Gökte aniden beliren bir yıldızın, bir dinin doğumuna sebep olduğunu düşünebiliriz. Bence Göbeklitepe, bir yıldızın doğumu üzerine inşa edildi.” diyor.
Göbeklitepe Höyüğü, 1963’te Şanlıurfa’da fark edilen tapınma alanıdır. Dokuz hektarlık kazı bölgesinin önemi, tarlasını karasabanla sürerken bulduğu oymalı taşı müzeye götüren bir köylü sayesinde anlaşılabilmiştir.
Şanlıurfa’ya 80 dakikalık bir mesafede, Örencik köyü yakınlarındadır. 1995 yılında ilk kez Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Şanlıurfa Müze Müdürlüğünün iş birliğiyle kazı çalışmalarına başlandı. Kazılar Alman Arkeolog Doç. Dr. Klaus Schmidt’in başkanlığında yürütülmekte olup her yıl eylül ve ekim aylarında 10 haftalık bir süreç içinde yapılmaktadır.
Günümüze kadar yapılan kazılar sonucunda Göbeklitepe’nin Neolitik Çağ yerleşimi olduğu anlaşıldı.
Neolitik Çağ’dan kalma, tapınma amaçlı törensel alanlara ait mimari kalıntılar, dikili taşlar ve üzerinde kabartmalı yabani hayvan ve bitki figürlerinin bulunduğu taşlar gün yüzüne çıkarıldı. Bölgenin önemi ise gün yüzüne çıkarılan en büyük tapınma alanını barındırmasıdır.
Harran Ovası’nı kuzeyde sınırlayan dağ silsilesinin en yüksek noktasında yer alan, topografik özellikleri ile geniş görüş mesafelerine hâkim bir konumda bulunan Göbeklitepe, avcı-toplayıcı insanların yarattığı bir kült merkezidir. Arkeolojik araştırma tarihinde Neolitik Dönem için düşünülen modelleri, teorileri altüst eden verileri günümüze ulaştırmaktadır.
Göbeklitepe, çapı 30 metreye ulaşan yuvarlak ve oval planlı, sayısı yirmiyi bulan yapılardan oluşur. Bunlardan altı tanesi kazı sırasında ortaya çıkarılmış, diğerleri jeomanyetik ve georadar yöntemleriyle yapılan ölçümler sonucunda belirlenmiştir. Bu ölçümlerle elde edilen sonuçlar Göbeklitepe’nin neredeyse 12000 yıl öncesinde insanoğlu tarafından seçilen ve yaratılan büyük bir buluşma merkezi olduğunu, günlük yaşama yönelik mekânlarla değil; törensel amaçlı inşa edilmiş, anıtsal yapılarla kaplı olduğu görüşünü desteklemiştir.(Kaynak: İndigo dergisi)