GAYRİ-MÜSLİM VATAN ŞEHİTLERİMİZ RUHLÂRINIZ ŞAD OLSUN

Cüneyt DİLER

Cüneyt DİLER

E-Posta : cuneythoca2071@hotmail.com


ÇANAKKALE TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN ÖNSÖZÜDÜR

Ezelden beri hür yaşamış birlikte yaşamış,bir coğrafyanın evlatları’nın Troya’dan,Çanakkaleye tüm dünyaya verdiği mesaj hiçbir zaman değişmemiştir.

Çanakkale bu necip milletin dünyaya savaşta bile ahlakın olduğunu öğrettiği bir mektep olmuştur.

Anadolunun evlatları hem savaştılar, hem insanlığı, erdemi öğrettiler, süngüleri sanki kalemdi, düvel-i muazzama’ya ahlaklı savaşı ve erdemi hece hece yazdılar.

Aram Andonyan, Balkan Savaşı tarihi konulu kitabında şunları anlatıyor: "Savaşın çeşitli cephelerinde ve Yanya'da olduğu gibi görevlerini fedakârane yerine getiren Ermeni askerler, aynı şekilde batı ordularında da bu görevlerini ifa ederek Türk komutanlar tarafından cesaret ve sadakatleri takdire şayan oldular".

İstanbul'da yayımlanan Alman yayın organı Osmanischer Lloyd'un muhabiri şöyle yazmaktaydı: "Yanya savunmasında bulunan askerler arasındaki birkaç yüz Ermeni cesaretle savaştılar. Ermeni askerlerden biri subayını selamladığı esnada o kadar yorgundu ki, ayakta durmakta zorlanıyordu. Zorlukla silahına dayanmış, dizleri titremekteydi.

- 'Neyin var? Ayakta duramıyor musun?' diye sordu subay.
- 'Gücüm kalmadı, ancak önemi yok. Hiçbir acı çekmeden ölebilirim, yeter ki imparatorluğumuz, Osmanlı İmparatorluğu ayakta kalsın' diye cevapladı.

Ermeni Askerlere Övgü

Çanakkale Cephesini Geçemeyen Global Emperyalizm hemen sonrasında Ermeni kartını oynamaya Çalışmış ve Günümüzde Diaspora Adıyla  Gelen İhanet Şebekesi Anadoludaki Gregoryan Ermeni Kardeşlerine İhanet Etmişlerdir.

Askerliğinin 4. yılını ifa eden başka bir Ermeni asker de, 4 yıl daha memnuniyetle askerlik yapabileceğini söylüyordu, yeter ki Osmanlı kılıcı sürekli parlasın."

Aram Andonyan'ın anlattığına göre, Yanya'da ünlü olan Ermeni subaylarından biri de Eskişehirli Dikran Efendi'dir. Delvino'nun kuvvetlerinde görevliyken, savaşın başlarında Vizani çevresinde Arnavut güçlerini 2. mülazım olarak komuta eder. Gösterdiği cesaret ve başarıdan dolayı Esat Paşa kendisini herkesin önünde överek, doğrudan savaş alanında kendisine Mülazım-ı Evvel görevini tevdi eder.

Yüzbaşı Kucakladı

Yüzbaşı Baba Zühtü, Yanya'da, Vizani taraflarında savaşan Eskişehirli 2 Ermeni askerin kahramanlıklarını anlatıyordu. Bu askerler ateş altında yılmayıp Arnavut arkadaşlarına güzel birer örnek olmuşlardı. Yüzbaşı, "Ermeni soyunun sadakatine ve fedakârlığına çok şey borçluyuz" diyordu. Kendisini dinleyenler arasında 2 Ermeni'nin bulunduğunu görünce yüzbaşı onları kucaklayarak öptü.

'Seni de mi Kaybettik!'

Yüzbaşı Sokrat İncesu 1964'te "I. Dünya Savaşı'nda Çanakkale-Arıburnu Hatıralarım" kitabını yayımladı. Rum olan İncesu, kitaba şu cümlelerle başlıyor: "Kafkasya'da, Filistin'de, Arabistan çöllerinde ve nihayet -dünyayı yenenlerin yenildiği yer- olarak tarihe geçen Çanakkale'deki harplere iştirak etmiş, değerli silah arkadaşlarımla sevinçli ve elemli günler yaşamış bir Türk zabiti olarak, hatıralarımı bu minik eserimde toplayıp nazarlarınıza arz etmeyi zevkli bir vazife telakki etmekteyim."

Sokrat İncesu, savaşın bütün dramlarına tanık oldu. Gözünün önünde binlerce Türk askeri şehit düştü. İncesu, pek çok cephede savaştı. Kirte cephesinde yaralandı. Sıhhiye erleri tarafından cephe gerisine getirildiğinde Kaymakam Ali Rıza Bey'in 'Vah yavrum, evladım Sokrat'ım. Seni de mi kaybettik' sesi hayal gibi geliyordu. Ancak 3 gün sonra gözlerini açtı. İncesu, ölümü cephe gerisine erteleyenlerden olarak savaştı. Cemal Paşa'nın teftişinden geçti. Kendini 'Makineli tüfek kumandanı Sokrat' diye takdim etti. Filistin cephesinde 23. Piyade Alayı'nın 12. Makineli Bölüğü'nü kumanda ederken Mustafa Kemal'i gördü, onun askeri olma mutluluğunu yaşadı. Komutanlarından takdir gördü. Bir teftiş esnasında Enver Paşa, Mülazım Tahsin Efendi ve Yüzbaşı Sokrat'ı çağırdı: "Kahraman evlatlarım; bilhassa son harekâtta göstermiş olduğunuz fedakârlıktan dolayı ordu sizi harp madalyasıyla taltif etmiştir" diyerek madalyaları takıp gözlerinden öptü.

'Düşman İlerlemesin'

Kitapta, 8. Bölük Kumandanı Sokrat Efendi'ye gönderilen bir emir şöyle: "Mevzilerinizi sıkı tutunuz, bulunduğunuz ara siperin yanlarına siper kazarak askeri bu siperlere yerleştiriniz. Düşmanın bir adım ileri atmasına eldeki tüm kuvvetle karşı koyunuz. Sizi Allah'a emanet ederim. Tabur kumandanı Mithat."
İncesu, kitabı şu sözlerle bitiriyor: "Çanakkale, Gelibolu, Kanlısırt, Arıburnu, Kitre, Seddülbahir ve I. Dünya Savaşı'na sahne olan Çanakkale harp sahalarını gezmek ve binlerce isimsiz vatan şehidinin yattığı bu mübarek toprakları ziyaret ederek ruhlarına bir Fatiha okumak her Türk'ün bir vecibesi ve yurt vazifesi olmalıdır."

Vatanperver Gayri-Müslimler

Osmanlı Teşkilatı Mahsusası'nın başında bulunan Eşref Kuşcubaşı der ki: Şu gerçeği tarih önünde tekrarlamak isterim; Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içinde yaşayan bütün Rumlar, Ermeniler, Yahudiler asla hain değillerdir. Aralarında öz ve halis Türk kadar bu topraklara bağlı, hatta bu topraklar için seve seve ölecek insanlar çıkmıştır. En nazik ve buhranlı günlerde birçok Ermeni ve Rum vatandaşlarımızdan, en vatanperver Türkleri gıpta ettirecek yakınlık görmüşüzdür... Bu, ahlak sahibi kadirşinas insanlar bizlerle beraber gülmüş, beraber ağlamışlardır. Malta sürgünleri içinde Rumlar, Ermeniler, Yahudiler vardır.

Anafartalar Kumandanı Miralay Mustafa Kemal Ne Dedi?

"Unsur-u hakim olan Türklerle tevhid-i mukadderat (kader birliği) etmiş sadık bazı unsurlarımız vardır ki, bilhassa Museviler, bu millete ve bu vatana sadakatlerini ispat ettiklerinden, şimdiye kadar müreffehen imrar-ı hayat (hayat sürmek) etmişler ve bundan böyle de refah ve saadet içinde yaşayacaklardır." (İzmir İktisat Kongresi, 2 Şubat 1923) Serdarı Ekrem ve Harbiye Nazırı İzzet Paşa: "Her hususta Yahudi askerlerimizden fevkalade memnun olduk."

Galatasaraylı Şehitler

Galatasaray Lisesi'nin içinde "Vatan Uğruna Şehitlerimiz" diye bir bölüm var. Mermer bir kitabe üzerine isimler yazılmış. Kitabenin sağ ve solunda ise şehitlerin fotoğrafları var. Galatasaraylı bu şehitlerin içinde gayrimüslimler de var.

Abdurrahman Robenson: Türkiye'de izcilik hareketinin kurucusu. Gönüllü olarak gittiği I. Dünya Savaşı'nda, 11 Nisan 1915'te Erzurum'da şehit oldu. Galatasaraylı futbolcu olan Robenson cepheye sevk edilirken Ali Sami Yen'e yazdığı mektupta, göğsünde Galatasaray flaması taşıdığını, ölürse onunla gömülmek istediğini söyler.

Yakup Robenson: Gönüllü olarak I. Dünya Savaşı'na katıldı. Abisi Abdurrahman Robenson'un cephede ölümünden bir yıl sonra, 16 Aralık 1916'da Sina Çölü'nde şehit düştü.

Mıgırdiç Dikranyan: Mekteb-i Sultani II. sınıf talebesi ve kulübün I. takım futbolcularından olduğu halde I. Dünya Savaşı'na gönüllü olarak katılır. Temmuz 1916'da Bitlis'te şehit olur.

Agop Elmasyan: 1880 Mekteb-i Sultani mezunudur. 60 yaşında olmasına rağmen I. Dünya Savaşı'na gönüllü doktor olarak katılır. Çanakkale'de yaralıları tedavi ettiği sırada, bombardıman sonucu 23 Şubat 1918'de şehit düşer.

Kurtuluş Savaşı'nda Yahudilerin Tutumu

İspanya sürgününden kaçıp Osmanlı'ya sığınan Yahudiler, Osmanlı ve Cumhuriyet'le tevhid-i mukadderat (kader birliği) etmişler. Çanakkale Savaşı'nda olduğu gibi Kurtuluş Savaşı'nda da bunun birçok örneği var. İzmir'de Yunan ordusunun çektiği bayrağı indiren Yahudi genci Nesim Navaro'dur. Yunan ordusunun İzmir'i işgalinden sonra bölgeye gelen Yunan Kralı Konstantin, dini cemaat heyetleriyle görüşür. Yahudilerden de 'Yunan yönetiminden memnun olduklarını' ifade eden bir beyan talep eder. Yahudi cemaati, baskılara rağmen bu isteği yerine getirmez. İzmir'de, Boaz Efendi Menaşe, Bayındır'da Jak Uziyel, Bergama'da Benjamen Katan, Çeşme'de Salamon Tuvi, Aydın'da Behor İsak Halegua, Bursa'da David Saba, İstanbul'da Albert Kohen, Dr. Jak Behar ve Dr. Robert Behar, Becerano... Türklerin yanında yer alır, sürekli Türk tezini savunurlar.

Çanakkale Savaşı'ndaki gayrimüslim şehit erler

Adı

Baba adı

Birliği

Memleketi

Şehadet tarihi

Andon

Hıristo

10 Alay. 2. Tabur 8. Bölük

Tekirdağ

13 Temmuz 1915

Andon

Nikola

13. Alay 3. Tabur 11. Bölük

İstanbul

18 Mayıs 1915

Andon

Panapot

-

Balıkesir

25 Ağustos 1915

Andon

Yorgi

14. Alay 3. Tabur 2. Bölük

İstanbul

01 Mayıs 1915

Aristos

Kostantin

12. Alay 3. Tabur 10. Bölük

Çanakkale

18 Mayıs 1915

Apostol

Paskal

13. Alay 1. Tabur 1. Bölük

Edirne

11 Aralık 1915

Apostol

Vasil

13. Alay 3. Tabur 12. Bölük

İstanbul

13 Temmuz 1915

Apostol

Yorgi

10. Alay 1. Tabur 1. Bölük

Edirne

13 Temmuz 1915

Arakil Efendi

Tefekçiyan Mengons

Teğmen

Burdur

11 Ağustos 1915

Aram

Salamon

-

Balıkesir

07 Ekim 1915

Arkir

Dimitri

13. Alay 2. Tabur 6. Bölük

Edirne

09 Eylül 1915

Abandi

Horşi

13. Alay 3. Tabur 11. Bölük

Edirne

18 Mayıs 1915

Ağabeydyan

Mehmet

125. Alay 3. Tabur 1. Bölük

Adana

26 Ekim 1915

Ador

Estoral

33. Alay 3 Tabur

Yozgat

24 Ağust

Agop

Avanis

18. Alay 2. Tabur 4. Bölük

Amasya

18 Eylül

Agop

Bedrus

-

Bilecik

Aralık

 

Giragor

-

Sinop

 
 

Kirkor

     
 

Manas

     


ONLAR BİZ, BİZDE ONLAR İDİK, ANADOLUDA HALA DİRİ OLAN ÜZERİ TARİHİN TORUTUSUNDAN BİRAZ KÜLLENMİŞ OLAN RUH  BUDUR, BU RUH BAŞTA SİYONİZM OLMAK ÜZERE TÜM EMPEYALİST ODAKLARIN VE SÖZDE YENİ DÜNYA DÜZENİ’NİN ROL DAĞITAN MERKEZLERİNİN KÂBUSU OLAN RUH OLMUŞTUR, GLOBAL HİPNOZDAN SIYRILMASINA RAMAK KALAN ANADOLU EVLATLARI TÜRK,KÜRT,ARAB,BOŞNAK, MUHACİR,ÇERKEZ,ERMENİ,RUM,SÜRYANİ,ROMAN,NASTURİ, DÜRZİ,KELDANİ, BULGAR,MARÛNİ,LATİN,YEZİDİ,ALEVİ,HIRİSTİYAN,MUSEVİ HEP BİRLİKTE YENİ BİR KAHRAMANLIK DESTANINI BİRLİKTE YAZACAĞIZ.

KAHRAMANLAR, SIRADAN BİR HAYAT YAŞAYAN, SIRADIŞI OLAYLARDA SIRADIŞI İŞLER YAPAN SIRADAN KİŞİLERDİR Kİ, SAYELERNİNDE BİR MİLLET İMHA OLDUĞU YERDEN İHYÂ OLMUŞTUR.

ONLAR HER DEVİRDE EMPERYALİZME DİRENEN ANADOLUNUN ÖZ EVLATLARI İDİ RUHLARI ŞÂD, MEKÂNLARI CENNET OLSUN

Dünya tarihinde önemli bir yeri bulunan Çanakkale Savaşları'nda, Türk askerleri gibi o dönemde Osmanlı tebaasında bulunan birçok gayrimüslim de çarpıştı. Çanakkale'de 99 yıl önceki vatan savunmasında, Osmanlı topraklarında yaşayan gayrimüslim askerler, Türklerle aynı siperlerde aynı kaderi paylaştı.

 

Birinci Dünya Savaşı başladığında 3 kıtada 2,5 milyon kilometreye yakın toprak parçasında hüküm süren Osmanlı Devleti'nin 14 Mart 1914'teki nüfusu 18 milyon 520 bin idi.

Devletin sınırları içinde 1 milyon 729 bin Rum, 1 milyon 161 bin Ermeni, 187 bin Musevi, 55 bin Süryani, 13 bin Keldani, 47 bin Maruni, 11 bin Roman, 15 bin Bulgarın yanı sıra az sayıda Nasturi, Yezidi, Dürzi, Kazak ve Latin yaşıyordu.

 



Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasından 5 gün sonra, 2 Ağustos 1914'te genel seferberlik ilan edildiğini, bu sırada 1891, 1892 ve 1893 doğumluların silah altında bulunduğunu belirten Atabay, seferberlikle 1875-1890 doğumlu 16 sınıf ihtiyat erin askere davet edildi.

Bunları, 1868-1874 doğumlu müstahfız erlerin (yeniçerilik zamanında kale, hisar ve yurdu koruyan tımarlı asker) izlediğini dile getiren Atabay, "Ülkenin her tarafından askere çağrılan erler, askerlik şubelerine müracaat etmeye başladı. Askere gelişleri hızlandırmak için emirler yayımlanarak bir hafta içinde mazeretsiz davete uymayanların veya askerlik hizmetinden kaçanların idam edileceği duyuruldu. 3 Ağustos'ta uygulanmaya başlayan seferberlik, 25 Eylül'de birçok eksiklikleriyle tamamlanmış kabul edildi. 53 gün süren bu dönem, hızlı olmamakla beraber Balkan Savaşları'ndaki seferberlikle karşılaştırıldığında daha iyi bir dönemi içermekteydi"

 



Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı'nın Savaş Gideri

Pek çok devletin katıldığı Birinci Dünya Savaşı'nın 4 yıl 3 ay 14 gün sürdü anlatan 3 ana kıtada başlayan savaşın, dominyonlar ve sömürgeler de dikkate alındığında 5 kıtada etkilerinin görüldüğünü, Avrupa'da ise İspanya, İsviçre ve İskandinav ülkeleri dışındaki tüm ülkelerin bu çarpışmalarda yer aldılar.

Savaşa 66 milyon 38 bin 810 askerin katılmış, bunlardan 38 milyon 51 bin 786'sının öldüğünü, yaralandığını ya da kayboldu, "Birinci Dünya Savaşı'nda İttifak Devletlerinin savaş gideri 60 milyar doları, İtilaf Devletlerinin ise 125 milyar doları aşmıştır. Osmanlı Devleti'nin savaş gideri ise 1 milyar 430 bin dolardı. Osmanlı İmparatorluğu'nda Birinci Dünya Savaşı'nın ilk 17 ayında silah altına alınanların sayısı 2 milyon 523 bin kişiyi buldu. Savaş sonuna kadar silah altına alınanların sayısı ise 2 milyon 850 bin kişiye ulaştı. Savaş sonunda kayıplarımız 325 bin şehit, 400 bin yaralı, 250 bin esir ve kaybolanlar olmak üzere 975 bin kişidir"

Çanakkale Cephesi

Çanakkale Cephesi'ne İngilizlerin 410 bin, Fransızların 79 bin olmak üzere 489 bin askeri savaş alanına sürdüğünü, İngilizlerin 205 bin, Fransızların ise 47 bin zayiat verdiler.

Osmanlı'nın da bu cepheye yaklaşık 500 bin asker gönderdi, bunlardan 57 bin 84'ünün savaş meydanlarında şehit düştü, 20 bin 297'sinin de hastanelerde hayatını kaybetti.
"Savaş sırasında yaralanan askerlerin sayısı 97 bin 864, hava değişimi verilenlerin sayısı 7 bin 84 ve hastaneye sevk edilenlerin sayısı ise 14 bindir. Çanakkale Cephesi'nde esir düşenlerin sayısı ise 11 bin 178'dir. Çanakkale Cephesi'nde, Osmanlı Ordusunda Müslüman (Türk, Arap, Çerkez, Abaza, Laz, Kürt, Pomak, Roman) askerlerin yanında imparatorluğu oluşturan gayrimüslim askerler (Ermeni, Rum, Yahudi, Süryani, Keldani) de savaştı. Bu da doğal bir şeydir. Çünkü Osmanlı bir imparatorluktu. Bunu unutmamak gerekir. Bu çerçevede ele alındığında Çanakkale Savaşları'nda, savaş meydanlarında hayatını kaybeden askerlerimizden 558'i, imparatorluğun gayrimüslim unsurlarındandı. Yani Ermeni, Rum, Yahudi kökenliydi. Bu, şehit olan her 100 askerden birinin gayrimüslim olduğu anlamına gelmektedir ki imparatorluğun nüfusuyla da uygun bir durumdur."



Çanakkale Savaşları'nda hayatını kaybeden gayrimüslim askerlerin en çok İstanbul, Bursa, Edirne ve Balıkesir bölgesinden geldi.

Çanakkale'den de 12 gayrimüslim asker, Çanakkale Savaşları'nda hayatını kaybetmişti. Bu askerlerden 4'ü Çanakkale, 3'ü Biga, ikisi Gelibolu, ikisi Eceabat ve biri Ayvacık'tandı.

Cephede, sağlık hizmetlerini yürüten, biri eczacı, 8'i doktor olmak üzere 9 subay hayatını kaybetti, 8 doktordan 6'sı Müslüman, ikisinin de Yahudi kökenli Osmanlı vatandaşı olduğunu uluslararası kabul görmüş tarihi kayıtlardan aldığım belgelerde teşhis ettim.

Mustafa Kemal Paşa'nın komutanlığını üstlendiği 19. Tümen'de ve buna bağlı birliklerde pek çok gayrimüslim subayın görev aldığını belgelerden öğrendim.

Anafartalar Cephesi Kumandanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Çanakkale Savaşları'nda tuttuğu not defterindeki bilgilere göre, tümendeki gayrimüslim subayların isimleri : seyyar hastane doktorları Yüzbaşı Dinleal Efendi ve Yüzbaşı Nivart Baliç Efendi, İstihkam Taburu Doktoru Ücretli Yükümlü Yüzbaşı Parsildoş Efendi, 72. Alay 2. Tabur Doktoru Ücretli Yükümlü Yüzbaşı Hacır Efendi, 57. Alay 2. Tabur Tüfekçisi Sokrat Usta, 57. Alay 2. Tabur Doktoru Sivil Yükümlü Sarafidis Efendi.

Cephede Hayatını Kaybeden Bazı Gayri-Müslim Evlatlarımız

Çanakkale Cephesi'nde, Türk askeriyle aynı hedef için çarpışan ve vatan savunması sırasında hayatlarını kaybeden bazı gayrimüslim askerlerin isimleri şöyle:

 

Adı                                                                                     Ölüm tarihi
Yani oğlu Nikola (Çanakkale)                                   19 Mayıs 1915
Kaluset oğlu İshak (Biga)                                          1 Mayıs 1915
Bapos oğlu Arama (Kozan)                                       16 Ağustos 1915
Nersis oğlu Agop (Afyonkarahisar)                          29 Ağustos 1915
Vasil oğlu Likor (Aksaray)                                         30 Haziran 1915
Hayem oğlu Markado (Ankara)                                  19 Mayıs 1915
Tanaş oğlu Vasil (Balıkesir)                                       21 Ekim 1915
Hristo oğlu Deli Kostanti (Balıkesir)                          6 Ekim 1915
Mıgırdıç oğlu Hacı Mehran (Bursa) (Yedek subay)  28 Nisan 1915
Haçik oğlu Arimya (Bursa) (Onbaşı)                          6 Mayıs 1915
Polheraçyan oğlu Sitrak (Edirne) (Yedek subay)     14 Mayıs 1915
Estefan oğlu İliya (Edirne)                                          2 Mayıs 1915
Avram oğlu İsak (İstanbul)                                         2 Mayıs 1915
Ovadis oğlu Haçor (Kahramanmaraş)                       1 Ekim 1915
Bedrus oğlu Takur (Konya)                                        1 Temmuz 1915
Sergey oğlu Karabet (Yozgat)                                    30 Eylül 1915
Nikola oğlu Kozma (Kayseri)                                      29 Haziran 1915


Bunları Okuyunca Neler Hissedeceksiniz?

Avustralya ve Yeni Zelanda gençlerinin “Avrupa’yı Almanlardan kurtarmak ve Avrupa’nın özgür kalmasını sağlamak” propagandasıyla toplandığını, bu gençlerin daha önce Gelibolu denilen yerin adını bile duymadıklarını biliyor muydunuz? 
İngiliz-Fransız donanmasının Gelibolu öncesi 200 yıldır hiç yenilmediğini, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi donanması olarak bilindiğini, bu donanmanın bayraklarını gören Türklerin topukları yağlayıp kaçacaklarını düşündüklerini biliyor muydunuz? 

İngiliz-Fransız donanmasının 80 parça gemiyle boğaza saldırdığını, gemilerden birinin adının “Agamemnon” olduğunu, Agamemnon’un binlerce yıl önce Truva’ya saldıran Yunan ordusunun kalleşçe yöntemler kullanan komutanının adı olduğunu biliyor muydunuz? 
 İngilizlerin sabah saatlerinde girdikleri boğazı ellerini kollarını sallayarak, canlarının istediği her yeri bombalayarak geçebileceklerini zannettiklerini, akşam beş çayını Marmara Denizi’nin ortasında içmeyi planladıklarını, İstanbul üzerine bahisler kurduklarını biliyor muydunuz? 
 Havadan savaşın seyrini takip etmekle görevli bir İngiliz pırpır uçağının pilotunun kıyıdan 50 metre kadar açığa kadar denizin kıpkırmızı kan ile dolduğunu gördüğünü, bunun hayatında gördüğü en korkunç şey olduğunu söylediğini biliyor muydunuz? 
Şair deyince insanların aklına terbiye, iman ve insanlık sahibi yüce kişiliklerin geldiğini, İngiliz şairlerin de -hem de yüksek ideallerle- savaşa katıldığını, bu ideallerini günlüklerinde “Türk halılarını yağmalamak, Ayasofya’nın çinilerini sökmek, İstanbul’un en güzel lokantalarında balık yemek” olarak yazdıklarını biliyor muydunuz? 
Çanakkale’deki bu tehlikeli gelişmeler karşısında devleti yönetenlerin başkenti Eskişehir’e taşımayı düşündüğünü, hatta gerekli binaların ayarlandığını, gitmesi için teklif götürülen Sultan Abdülhamid’in bu teklife şiddetle karşı çıktığını, “Biz İstanbul’u alırken Bizans İmparatoru kanının son damlasına kadar savaştı ve öldü,ben ondan daha mı az şerefliyim? Gelirlerse burada savaşır ve ölürüz.” dediğini   biliyor muydunuz? 


İngilizlerin “Ocean” zırhlısını batırdıktan sonra bölük komutanının Seyit Onbaşı’yı çağırttığını, aynı mermiyi kaldırmasını istediğini, ancak Seyit Onbaşı’nın bunu başaramadığını, bunun üzerine komutanın “Bu merminin tahtadan bir maketini getirsinler, bu yiğidin fotoğrafını çeksinler.” diye emir verdiğini, bu fotoğrafın hepimizin çok iyi bildiği ve Seyit Onbaşı’nın günümüze ulaşan tek fotoğrafı olduğunu biliyor muydunuz?

Osmanlı Devletinin elinde sadece 26 deniz mayını kaldığını, Nusret Mayın Gemisinin kaptanı Tophaneli Hakkı Bey’in mayınları nereye ve ne zaman bırakması gerektiğini bir gece önce rüyasında bir yüce kişi tarafından kendisine bildirildiğini, bu mayınların hiç akla gelmeyecek biçimde Ertuğrul Koyu’nda kıyıya paralel olarak döküldüğünü, İngilizlerin boğazı defalarca dikine kontrol etmelerine rağmen bu mayınları tespit edemediklerini, çünkü Nusret’in bu mayınları son mayın kontrolünden sonra sabaha karşı bıraktığını biliyor muydunuz? 
 İngilizlerin 18 Mart faciasının suçlusu olarak mayın taramacıları sorumlu tuttuğunu, hepsinin kurşuna dizdirildiğini, savaş bittikten yıllar sonra her iki ordu arşivleri açıklanıp gerçekler öğrenilince bu askerlerin ailelerinden özür dilendiğini, tazminat ödendiğini, itibarlarının iade edildiğini ve şerefli birer asker olarak öldüklerini ilan ettiklerini biliyor muydunuz? 

İngiliz General Jean Hamiltonun Çanakkale Zaferinden sonra “Türkleri Allah’larından ayırabilmek için daha başka ne yapılabilir ki ? Biz Türklerle değil onların Allah’ları ile savaştık ve tabiî ki kaybettik bu savaşı.” diye açıklama yaptığını biliyor muydunuz? Edremitli Seyit Onbaşı’nın, topun ağzına mermi süren vinç tesisatı bombardımanda kullanılamaz hale gelince “Ya Allah Bismillah” diyerek üç tane 275 kiloluk mermiyi tek başına arka arkaya kaldırarak topun yatağına sürdüğünü ve ateşlediğini, bu işlemi yapabilmesi için her defasına üç basamaklı bir merdivenden çıkması gerektiğini, üçüncü atışta İngilizlerin “Ocean” zırhlısının dümenini parçaladığını, dümeni kırılan “Ocean”ın sarhoş bir serseri gibi mayınlara sürüklendiğini bir mayına çarparak havaya uçtuğunu ve 20 dk. içinde battığını biliyor muydunuz?
 Mısırda toplanan askerlerin kayıtlarını tutan bir memurun sürekli “Australia and New Zealand Army Company - Avustralya ve Yeni Zelanda Ordu Birliği” yazmaktan sıkıldığını pratik bir çözüm olarak bu kelimelerin baş harflerini alarak ANZAC kısaltmasını bulduğunu, bu kısaltmanın dünya tarihine geçtiğini biliyor muydunuz? 

 İngiliz General Hamilton’un savaş başlarken “Savaş gemilerimizin Marmaraya girmesiyle birkaç saat içinde İstanbul ya teslim olacak ya isyan çıkacak ya da derhal boşaltılacaktır.” diye açıklama yaptığını biliyor muydunuz? Çanakkale Savaşı’ndan yıllar sonra Mustafa Kemal’in Edremit’i ziyaretinde Seyit Onbaşı’yı sorduğunu ve kaymakam dahil kimsenin bilmediğini, Kaymakamın Seyit Onbaşı’yı Mustafa Kemal’in huzuruna çıkarmadan önce kılığını beğenmeyip, tıraş ettirip takım elbise giydirdiğini, bu olayın Mustafa Kemal’i derinden yaraladığını, kaymakam dahil orada bulunan herkese “Siz vatanı için, milleti için, namusu için canını ortaya koyan bu insanları bu kadar mı tanıyorsunuz? Eğer siz onları tanımıyorsanız bu topraklarda yaşamanın bir bedeli olduğunu anlayamazsınız, geleceğinizi göremezsiniz, hedeflerinizi bilemezsiniz.” diyerek kızdığını biliyor muydunuz? 
 İngilizlerin çıkarma harekatını ellerine yüzlerine bulaştırdıklarını, akıntı ve hava durumu dahil yaptıkları hiçbir hesabın tutmadığını, aralıklarla çıkmaları gereken geniş kumsala değil, dar bir koya ve kalabalık bir şekilde çıkmak zorunda kaldıklarını, karşılarında ise Ezineli Yahya Çavuş ve 62 kişilik takımı dışında hiçbir birliğimizin olmadığını biliyor muydunuz? 
“Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber, Sana âğûşunu açmış duruyor peygamber.” Mehmet Akif Ersoy İngiliz-Fransız ortaklığının boğazı donanmayla geçemeyeceklerini anlayınca onlara geçit vermeyen Türk topçularını arkadan ele geçirerek temizlemek için çıkarma harekatı yapmaya karar verdiklerini, bunun için Mısır’da piramitlerin dibinde, sömürgelerinden getirdikleri on binlerce askeri toplayıp “Nasıl olsa orada Türklerle işimiz çok kolay olacak.” diyerek bu askerlere baştan savma bir eğitim verdiklerini, burada toplanan askerlerin 16 farklı ülkeden geldiğini, aralarında Müslümanların bile olduğunu, daha sonra bu askerlerin savaş esnasında kandırıldıklarını anlayıp taraf değiştirdiklerini biliyor muydunuz? 

Çanakkale Cephesinde Galatasarayın 23, Fenerbahçenin 5 ve Beşiktaşın da 2 futbolcusunun şehit olduğunu biliyor muydunuz? 
Çanakkale’de düşmanların Müslüman Türk milletine karşı çok sayıda Asyalı ve Afrikalı Müslüman askeri savaştırdığını, hatta karşılıklı ölen bu askerlerin birçoğunun üzerlerinde Kur’an-ı Kerime çok rastlandığını biliyor muydunuz? 

 Churchill’in, bir zamanlar yenmek etmek için savaştığı Mustafa Kemal’den “Bu eşsiz kahraman Türklüğün geleceğini ele alacak olan bir dehadır. Çünkü Çanakkale Boğaz Savaşı’nda malzemece üstünlük bizdeydi. Fakat iradece üstünlük Mustafa Kemâl’de olduğu için yenildik.” sözleriyle bahsettiğini biliyor muydunuz? 

Dönemin İngiliz Denizcilik Bakanı Churchill’in 18 Mart Deniz Savaşı’nda Nusret Mayın Gemisinin Çanakkale Boğazı’na döktüğü mayınları, “Bugün dünya denizlerinde görev yapmakta olan 5.000’i aşkın savaş gemisinden hiçbiri Nusret ve onun döktüğü mayınlar kadar savaşın gidişine ve düşmanın geleceğine etkili olarak bir başarı göstermemiştir.” şeklinde yorumladığını biliyor muydunuz? 
 Aç ve perişan halkın dişinden tırnağından artırarak devletine kazandırmak istediği ve parası peşin ödenmiş iki savaş gemimize İngilizlerin göz göre el koyduğunu, paramızı geri ödemediklerini ve bu gemilere daha sonra askerlerini doldurarak Çanakkale’ye yolladıklarını biliyor muydunuz?

Anafartalar  Grup Kumandanı Miralay Mustafa Kemal, Türk askerinin Çanakkalede gösterdiği kahramanlığı “Bombasırtı olayını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşılıklı siperler arasında mesafe 8 metre, yani ölüm kesin. Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına tamamen düşüyor. İkincidekiler onların yerine geçiyor. Fakat, ne kadar imrenilecek bir sakinlik ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir korku bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Okuma bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler, kelimeyi şahadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren hayret ve tebrik bir örnektir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Savaşlarını kazandıran bu yüksek ruhtur.” sözleriyle dile getirdiğini biliyor muydunuz? 
Sultan Abdülhamid’in olayları kırk yıl önceden görerek Çanakkale’deki tabyaları güçlendirdiğini ve elden geçirdiğini, bazı yeni tabyaları inşa ettirdiğini, onun yaptığı çalışmaların belki de savaşın seyrini değiştirdiğini biliyor muydunuz? 

Gazi Mustafa Kemal’in, Çanakkale Savaşlarında can veren düşman askerlerini “Uzak memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sessizlik içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını savaşa gönderen analar Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde uyuyacaklardır. Bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.” sözleriyle ayrım yapmadan kucakladığını biliyor muydunuz?
 İngilizlerin daha savaş ilan edilmeden Seddülbahir’i bombaladıklarını ve 86 şehit verdiğimizi biliyor muydunuz? 

Ezineli Yahya Çavuş ve arkadaşlarının hepsinin orada şehit olduğunu, bu çarpışma ve şehitlerin belki de savaşı kurtardığını, bu bölgeye çıkarma yapıldığını haber alan diğer birliklerin bölgeye yetişmesi için gereken zamanın kanla kazanıldığını biliyor muydunuz? 
Çıkarma beklenmediği için küçük bir takımdan başka hiçbir askeri birliğin bulunmadığı koya çıkan 4000 İngiliz askerine Yahya Çavuş ve arkadaşlarının eski tip piyade tüfekleriyle 18 saat boyunca karşı koyduğunu, mermi israfı yapmamak için asla tek dolaşan hedeflere ateş edilmediğini, neredeyse hiçbir mermi israfının yapılmadığını, adamların orada çakılı kaldığını, bir santimetre ilerleyemediklerini, takım komutanlarının üstlerine telsizlerinden verdikleri raporlarda karşılarında kalabalık bir makineli tüfek () birliğinin bulunduğunu bildirdiklerini, dışarıdaki kıyımı gören İngiliz askerlerinin çıkmak istemediklerini bunun üzerine komutanlarının onlara arkalarında ateş ederek zorla savaşmaya gönderdiklerini biliyor muydunuz? 

“Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.” Mehmet Akif Ersoy Bir bölgeye çıkarma yapan 2.000 kişilik İngiliz ve Fransız bölüğünün o bölgede bulunan selvi ağaçlarını Türk birliği sandıklarını, hepsinin kaçarak bölgeyi terk ettiklerini, bu olayın yıllar sonra kendi raporlarından ve yazılı kaynaklarından öğrendiğimizi, kimsenin nasıl olup da 2.000 kişinin aynı anda hayaller gördüğünü açıklayamadığını biliyor muydunuz? 
 Tüm çıkarma harekâtı boyunca İngilizlerin yılan gibi sinsice davranmaya çalıştıklarını, Başta Anzak birlikleri olmak üzere diğer tüm sömürge askerlerini hep kendilerine kalkan olarak kullandıklarını, ölümün kesin olduğu taarruzlarda öncü siper birlikleri olarak hep bu askerlerin kullanıldığını biliyor muydunuz? 
 İngilizlerin tüm savaş boyunca hata üstüne hata yaptıklarını, aptalca kararlar aldıklarını, emir-komuta zincirlerinde sürekli kopukluklar olduğunu, verilen önemli emirlerin asla yerine ulaşmadığını, kimden geldiği belli olmayan emirlerle önemli stratejik hatalar yaptıklarını, mevzi ve can kaybının bu nedenle çok arttığını biliyor muydunuz? 

Savaş istatistiklerine göre bir metrekareye 6.000 mermi düştüğünü, bu oranın dünya savaş tarihinin en yüksek oranı olduğunu, havada iki merminin çarpışma ihtimalinin 600 milyonda 1 olduğunu, bu çarpışan mermilerden Çanakkale’de onlarca bulunduğunu savaş gazilerinin “Cehennem diye bir yer vardır. Biz orayı gördük.” dediklerini biliyor muydunuz? 
 “Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle, Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle; Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan; Yedi kandilli Süreyyayı uzatsam oradan;” Mehmet Akif Ersoy Galatasaray Sultanîsi (Lisesi) öğrencilerinin okul sıralarını bırakarak cepheye koştuklarını, 15-16 yaşlarındaki bu fidanların hepsinin tek bir saldırıda İngiliz makinelisi ile biçildiğini, olayı gören bir Türk askerinin yıllarca ağzını bıçak açmadığını ve ne zaman Çanakkale’den bahsedilse hüngür hüngür ağladığını biliyor muydunuz? 

Darü’l Fünun’da (İstanbul Üniversitesi) okuyan tüm son sınıf öğrencileri Çanakkale’de şehit olduğu için 1915 yılında hiç mezun vermediğini biliyor muydunuz? 

Çanakkale’de doktorların askerlerden daha çok yorulduğunu, binlerce yaralıyla ilgilenmek zorunda kaldıklarını, bir Türk doktorun önüne kendi oğlunun getirildiğini, “Kurtulma şansı yok” diye oğlunu tedavi etmediğini, hemen bir sonraki yaralıyı istediğini, yaralılardan ancak ertesi gün başını alabildiğini ve o zaman oğlunun mezarına gidebildiğini biliyor muydunuz?

“Geliboludan önce Türkü fazla tanımıyorduk. Ama her şey bitip savaş sona erince inchJonny Türkinchün hiç de fena bir insan olmadığını düşündüm. Karşı karşıya olup çarpıştığımız kuvvetler her zaman uyanık ve tetikteydiler. Onlara saygı duyuyorduk.” Martin A. Brooke (Yeni Zelandalı, 100 yaşında) 
 “Türklere asker olarak saygı duyduk. Çünkü donanımca çok yetersiz olmalarına rağmen sıkı çarpışıyor ve iyi nişancılık yapıyorlardı. Gelibolu büyük ve korkunç bir hataydı.” Ernest George Guest (Avustralyalı, 96 yaşında) 

 “Ülkeme, Türke asker olarak savaş yeteneği için ve bir dereceye kadar da yaşam biçimlerine saygı duygularımla döndüm.” Thomas William Epps (Avustralyalı 94 yaşında)  dediklerini biliyormuydunuz?

Makaleme son verirken Sevgili Cumhurbaşkanım ve Devlet büyüklerime bir dileğimi iletmek istiyorum.

Tarihimizin ve mücadelemizin destanlaştığı noktalardan biri olan Çanakkaleyi tüm boyutlarıyle anmaya ve anlatmaya devam ederken, Çanakkale direnişi’nin yaşandığı toprakları Kardeşiliğin ve Birlikte Yaşamanın,Emperyalizme Karşı Onurlu Direnişin Canlı Hatırası Olsun, Çanakkale Bir İnsanlık Müzesi Olsun, Troya’dan Beri Hakettiği Konumu Almasını İstediğim Çanakkale Artık İnsanlığın Ortak Hafızası’nın,Merkezi  Barış Yüzyılı’nın Başladığı Yer Olsun.

İzlenme: 1252 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Prof.Dr.Akif Aktaş

    Misafir: Öğrencim olmasından hep gurur duyduğum evladım Cüneyt Diler Bey'in Makalesi biraz uzun ama çok güzel olmuş tavsiye ederim 24 Nisan 2015 21:34

  • İbrahim Zaralı

    Misafir: Ermeni diasporası ve ab parlamentosuna bu yazıyı gönderin işte harika bir makale 30 Nisan 2015 17:50

  • Prof.Dr.Yusuf HALAÇOĞLU

    Misafir: Sevgili Öğrencim Cüneyt makalende verdiğin bilgileri araştırdım hepsi doğru kaleminde kuvvetli artık yolun açık olsun her zaman yanında olacağım 10 Mayıs 2015 15:08

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR