EŞCİNSELLİK VE SİYASAL MECBURİYET ÜZERİNE

Cüneyt DİLER

Cüneyt DİLER

E-Posta : cuneythoca2071@hotmail.com







İçinde bulunduğum ve kendimi de yetiştirdiğim dinamik ve heyecanlı toplumu bilinçlendirmek adına bir karakutu hatta bazen bir ön istihbarat, bazen agresif tavır ve yöntemler ile ön haber verme, ön bilgi sağlama, gözleri çevirip kaçan detayları aktarma,derin düşünmeyi sağlamak adına yazndığım makalelerin büyük bir bölümü adrese teslim makalelerdir ama çok küçük bir bölümü ise hem tekil hemde adrese teslim amacı taşır ve de kesinlikle adresine gider…


Zor durumda kalsam bile hiçbir zaman tek kişiyi hedeflemedim,ahlaki  ve estetik bulmam ama bu tek kişi çevresindekilerle birlikte işbirliği yaptığı yada kısa süreli dahi olsa bazı işbirliklerini görmezden geldiği, şahsi menfaatleri ve gizli dosyaları uğruna,bir çok tarihi hata, ülkesinin ve sevenlerinin geleceği adına  geri dönülmesi imkansız hasarlara sebep oluyorsa bu organik bileşime hasta denilir

İsteğimiz dışında bize bulaşan hastalıkların çoğunlukla devası vardır ve etkisi bize ve beraberinde yaşadığımız birkaç kişiye sirayet eder ama bu hastalık artık keyifli bir müptelalık halini alırsa, yani hasta,rahatsızlığını keyifli bir alışkanlık  haline getirirse (çocuklarda görülen büyük abdest sıkmaktan zevk alma rahatsızlığı gibi)

Mesela eşcinsellik bir hastalıktır, hangi milletten,hangi inanıştan, hangi makam ve mevkide olursanız olun, ister kadın, ister erkek olun hangi meslek ve gelir gurubuna bağlı olursanız olun,eşcinselliğe hastalık değildir diyemezsiniz.

Bir Kısım Psikiyatri Birlikleri,eşcinselliği hastalık olarak kabul etmiyor gibi bir görüş var. Amerika Psikiyatri Birliği psikiyatrik tanımlama olarak tanımlamanın ismini değiştirdi sadece ve cinsel kimli bozukluğu olarak adlandırdı. Hastalık olarak kabul ediyor. Kişi, genlerinin ön gördüğü, biyolojik doğası ne ise kadın ya da erkek kişinin bu kimliğinden rahatsız olma, istememe, erkek değil de kız olarak doğsaydım diye düşünmeleri söz konusu olabiliyor.

EŞCİNSELLİK RUHSAL BİR BOZUKLUK MUDUR?

Eşcinselliğin uzun yıllar, bir kimlik bozukluğu, hastalık veya sapıklık olarak algılandığına dikkat çeken CİSED Genel Sekreteri Cinsel Terapist Psk. Gülüm Bacanak; "1974 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği ve daha sonra 1992 yılında Avrupalılar (ICD) eşcinselliğin sapıklık/sapkınlık olmadığı kararını almışlar ve bu kavramı hastalık sınıflandırmalarından çıkarmışlar, ancak anormal bir davranış olmadığını söylememişlerdir. Yani "eşcinsellik normal dışı bir davranıştır, sapkınlık değildir" demişlerdir. Bu nedenle eşcinsellik halkta, politikacılar arasında ve bilim çevrelerinde hala tartışılmaktadır. Çünkü cinsel sapkınlık; cinsel açıdan sağlıklı olmama ve dolayısıyla normal olandan sapma durumudur, yani küçük çocuklara karşı hissedilen cinsel istek, her tür fetişizm, kişinin birlikte olduğu kişinin idrarını içmesi yahut dışkısını yemesi ve tüm bunların cinsel haz uğruna yapılması vb. durumların genel ismidir.

Ruhsal bozukluk veya anormal davranış ise, göreceli kavramlardır. Zira öncelikle normalin tarif edilmesi gerekir. Yaşadığı toplumdaki kişilerin çoğunluğunun değer yargılarını benimseyen ve toplumun geneline uygun davranan birey normal, aykırı hareket eden birey ise anormal olarak adlandırılabilir. Bu açıdan bakıldığında eşcinsellik anormal bir davranış olarak görülebilir. Ancak ruhsal bozukluk olup olmadığını belirleyen en önemli etken ise; kişinin kendini nasıl hissettiğidir.
"Homoseksüellik ile ilgili bir gen tanımlanamamıştır. Ancak eşcinsel tercihi olan kişilerin yetiştirilme tarzı araştırıldığında sosyal öğrenmenin rolü göze çarpar. Aşırı koruyucu ve erkeklere düşman bir anne modeli ile zayıf, evle az ilgilenen veya sevgi vermeyen bir baba rollerini sık görürüz."

Eşcinsellerin kendilerini suçlu, huzursuz, yalnız, depresif, sıkıntılı ve gergin hissetmeleri sık rastlanan bir durumdur. Yani ruhuna ve benliğine aykırı olduğu halde eşcinsel eylemlerini sürdürmek zorunda kalmak veya dürtüyü kontrol edememek kişide ruhsal sıkıntı yaratabilir.

BİLİM DÜNYASI BU KONUDA NE DİYOR?

İBRAHİM BALCIOĞLU (Psikiyatrist)
Eşcinselliği kimlik bozukluğu  ve sapıklık olarak tanımlıyor.  'Homoseksüellerin çocuk edinmesi toplumu tehdit eden bir tehlike' diyor . Homoseksüalite, cinsel kimlik bozukluğudur ve onun sapık biçimlerinden biridir. 


SAPIKLIĞI ŞEHVET İÇİN KULLANIRLAR 
Erkek homoseksüeller, cinsel sapıklıklarını şehvet doyumu aracı olarak benimser.  Birçoğunun fizik yapısı normaldir. Kadınlık belirtisi göstermez. Kasları atletik yapılıdır. Partnerler birbirine başta sıcak ve samimi yaklaşır. Sonra cinsellik gelişir. Deneyimli bir göz, bu kişileri hemen tanıyabilir.


PARA YEDİRİRLER, KISKANÇTIRLAR
Yaşlanma homoseksüel kişiler için de endişe kaynağıdır. Erkek sevgililerine para yetiştirmek isterler. Kıskançlık krizi sebebiyle cinayet işleyenler oluyor. İhaneti affetmezler. 


ÜREMELERİ TOPLUM İÇİN SAKINCALI 
Çocukların, eşcinsel çiftlerin ortamına girmesi sakıncalıdır. Bu davranış ve tutumları hoş görülmemelidir. Homoseksüellerin çocuk edinmeleri ve kuşak üretmeleri toplumun geleceğini tehdit eder. Sanat, spor ve edebiyat insanları, homoseksüelliği övmemelidir.


NEVZAT TARHAN (Psikiyatrist)
Eşcinselliğin onaylanmaması gerektiğini, yoksa insanlığın 50 yılda kuruyacağını söylüyor. 'Erkek düşmanı' feministlere de çok kızgın
 Eşcinsellik bütün dünyada yayılıyor. Bu, insanlığın geleceği açısından ciddi bir tehlike.  Gençler arasında özgürlük gibi zannedilse de özgürlük değil, bazı değerlerin yok olması. Böyle devam ederse, 50 yıl sonra insan nesli diye bir şey kalmayacak.


EŞCİNSELLİK BİYOLOJİK OLARAK YOK
 Sorumlulardan biri de bilim dünyası. Cinsel özgürlük bilim adına destekleniyor.  Benim savunduğum ekole göre insanda biyolojik olarak eşcinsel eğilim yoktur. Eşcinsellik cinsel kimlikten sapmadır. O sebeple toplumsal olarak onaylanmamalıdır. 


FREUD YAŞASA TEZİNİ DEĞİŞTİRİRDİ 
Freud cinselliği yaşamın tek enerjisi olarak değerlendirdi. Bu tez modernizmin kabusu oldu. Sağ olsaydı tezini mutlaka değiştirirdi.


FEMİNİSTLERİN AŞAĞILIK DUYGUSU... 

Modernizm, kadını erkeksileştiriyor. Kadını erkeksileştirme arzusu, feministlerin aşağılık ve eksiklik duygularıyla ilgilidir. Feminizm, erkekleri düşman algıladığı için 'onlara hükmedeceğim' anlayışına sahip.   (Akşam:13 Kasım 2009)

 

                                               İnsanın doğasına aykırı bir durum! 


Dr. Cem Keçe/ (CİSED Başkanı): 

Eşcinsellik doğuştan gelen bir şey değildir. İnsanın doğasına aykırı bir durumdur. Anne vebabanın hatası yüzünden oluşur. Çocuğun ruhsal gelişim evrelerinde yani 0-6 yaş arasındaki dönemde anne ve babası ile yaşadığı çarpık ve hatalı ilişkiler sonucunda temeli atılan ve daha sonra yaşanan tesadüfî yakınlaşmalarla pekişen gelişimsel bir kusurdur. Eşcinsellerde, geriye dönüp baktığımızda babanın yokluğu ya da babanın aşırı otoriter oluşu ön plandayken, kadınlarda da anneyle sevgi dolu yakın bir ilişkinin kurulamayışı temel sıkıntılar olarak karşımıza çıkar. 

                                            
    Eşcinsel doğulmaz eşcinsel olunur! 


Dr. Meliha Karayay/ (Psikolog)
 
Bu konuda pek çok yeni çalışma var. Biz, psikoloğuz, bize gelen hastalarımızı dinleyip edindiğimiz bilgilere göre eşcinsellik sonradan edinilen bir davranış. Aile içi ilişkilerin çocuk tarafından nasıl algılandığı, bu konuda son derece önemli. Ailenin, çocuğun kimlik gelişimi dönemindeki tutumları çocuğa yansıyabilir. Model alma yaklaşımı ortaya çıkarsa, eşcinsellik ortaya çıkabilir. Cinsel kimlik modeli dört yaşında oluşmaya başlar. Ancak çocuk, cinsel kimliğini üç yaşında keşfeder ve ailesine sorular sormaya başlar.    
(Sabah, 21.03.2010 )

Kur'an eşcinselliği kınıyor ve yasaklıyor

Kur'an'da  eşcinsellik konusu geniş olarak ele alınmıştır. Bu problem, listesini daha sonra vereceğimiz 15 surede 21 defa ele alınmış ve toplam 118 ayet bu konuya ayrılmıştır.

Kur'an-ı Kerîm'de Lut kavminin yaptığı kötü fiilin, zorla tecavüz değil, rıza ile de olsa erkekler arasındaki cinsel ilişki olduğu açıktır, zorla olana tahsis etmenin delil ve dayanağı yoktur (Bak. 4/15 7/80 11/69 14/58 15/60 27/5 29/28...)

Yine yüce kitabımızda "nikah, tezvîc, zevc, zevce..." gibi ilgili kelimeler daima ve istisnasız olarak kadınla erkeğin evlenmesi manasında kullanılmıştır. Baştan beri cinslerin kendi aralarında cinsel ilişkilerine ve karşı cins ile nikahsız ilişkiye olumsuz bakmış ve bu fillere cezalar koymuştur.

"Kadınlarınızdan çirkin fiilde bulunanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde tutun. /İçinizden bu çirkin fiili işleyen ikilinin canlarını yakın. Eğer tövbe eder, durumlarını düzeltirlerse artık onlara eziyet etmekten vazgeçin; çünkü Allah tövbeleri çok kabul eden, çok esirgeyendir." Nisâ: 4/15-16)

Fuhşun çeşitlerine göre cezalarını belirleyen Nisâ ve Nûr sûrelerinin çeşitli ayetleri birbirini tamamlamış, âyetlerin açıklamaya muhtaç kısımlarını da hadisler açıklamış, böylece başlıca cinsel suçlarla ilgili cezaların kaynağını sünnet ve buna dayalı sahâbe icmâı teşkil etmiştir.

"Çirkin fiil" diye tercüme ettiğimiz fâhişe kelimesi Kur'an'da, hemcinsler arasındaki cinsel ilişki için de kullanılmıştır (Ankebût 29/28). Buradan hareketle âyetler lafızlarına uygun olarak yorumlandığında 15. âyette kadınların kendi aralarında yaptıkları fuhuştan (sevicilik, lezbiyenlik), 16. âyette de erkeklerin kendi aralarında yaptıkları fuhuştan (livâta, homoseksüellik) bahsedildiği anlaşılmaktadır. Nûr sûresinin 2. âyetinde ise kadınlarla erkekler arasında yapılan fuhuş (zina) suçunun hükmü açıklanmıştır; şu halde suçların cezalarıyla ilgili hükümlerde bir değiştirme (nesih) söz konusu değildir. Buna göre:

a) Seviciliğin cezası kadınları evlerde hapsetmektir; "Allah'ın onlara bir yol açması" ise hallerini düzeltmeleri ve erkeklerle evlenmeleridir.

b) Livata suçunun cezası, bunu yapanlara söz ve fiille eziyet çektirmek, onlara maddî ve mânevî olarak acı vererek canlarını yakmak, böylece bu iğrenç fiili işlemekten vazgeçmelerini sağlamaktır. Ceza olarak ne söyleneceği, ne yapılacağı âyette açıklanmamış, ictihad ve uygulamaya bırakılmıştır.

c) Kadınla erkek arasında yapılan fuhuşun cezası ise Nûr sûresinde (24/2) açıklandığı üzere yüzer sopadır.

"Lût'u da (peygamber gönderdik). Kavmine dedi ki: "Sizden önceki milletlerden hiçbirinin yapmadığı fuhşu mu yapıyorsunuz!" / "Çünkü siz, kadınları bırakıp da cinsel tatmin için erkeklere yanaşıyorsunuz. Doğrusu siz taşkın bir milletsiniz." / Kavminin cevabı, "Onları (Lût ve arkadaşlarını) memleketinizden çıkarın! Çünkü onlar fazla temizlik taslayan insanlar!" demelerinden başka bir şey olmadı. / Biz de onu ve karısı dışındaki aile fertlerini kurtardık. Karısı geride kalanlardan (kâfirlerden) idi. / Ve üzerlerine dehşetli bir yağmur (taş) yağdırdık. İşte gör günahkârların sonunun ne olduğunu!" (A'râf:7/80-84)

Lût aleyhisselâm, Hz. İbrâhim'in kardeşi Haran'ın oğludur. İslâmî kaynaklarda soy kütüğü Tarah oğlu Haran oğlu Lût şeklinde geçmektedir. İbrâhim ile birlikte Irak'tan ayrılmış; Tevrat'ta bildirildiğine göre Ölüdeniz kıyısındaki Sodom ve Gomore'de (Ammûre) peygamber olarak görevlendirilmiştir. Buralarda oturan halk, inkârcılık yanında, livâtayı da meşrû hale getirmişlerdi. Hz. Lût, erkeğin erkeğe yaklaşması (homoseksüellik) şeklindeki bu fuhuş çeşidini, daha önce hiçbir millette görülmemiş ölçüde yaygınlaştırmaları sebebiyle onları eleştirdi; kendisinin güvenilir bir peygamber olduğunu, Allah'tan korkup davetine icâbet etmeleri, hallerini düzeltmeleri gerektiğini söyledi (bk. Şuarâ 26/160-164) ve bu yaptıkları sebebiyle onları "müsrifler" şeklinde niteledi. "Mâkul ve meşrû ölçüleri aşan" anlamına gelen müsrif kelimesinin burada cinsel sapıklığı ifade ettiği anlaşılmaktadır.

Kitap ve Sünnet'te zinanın cezası belirlenmekle beraber, sapıklık ve çirkinlik sayılarak yasaklanan eşcinselliğin cezası tayin edilmemiş; bu yüzden Müslüman âlimler bu suçun cezası hakkında taşlama (recm), yakma, üstüne duvar yıkma, yüksek bir yerden atmak suretiyle öldürme gibi farklı idam usulleri önermişlerdir. İmam Ebû Hanîfe ve diğer bazı âlimler ise ta'zîri (hâkimin uygun göreceği öldürme dışındaki bir ceza) yeterli bulmuşlardır.

Olay çok net Hadisler de eşcinselliğe izin vermiyor

İslamî kaynaklarda konumuzla ilgili iki kelimenin manaları ve mefhumları farklıdır ve –hükümde hataya düşmemek için- bu farkın dikkate alınması gereklidir.

"Hunsâ" kelimesi, "her iki cinse ait organları bir arada bulunduran veya her ikisi de olmayıp yalnızca idrar yapmaya yarayan bir deliği bulunan insan" için kullanılır. Bunlara erkek mi, kadın mı muamelesi yapılacağı konusunda çeşitli teşhis görüşleri vardır.

"Muhannes" ise yumuşaklık, söz, bakış, davranış gibi konularda kadına benzeyen erkek demektir.

Muhannesler de Fıkıh'ta iki guruba ayrılır. Doğumundan itibaren böyle olanlar, böyle yaratılmış sayılanlar; bunlara –işi fuhuş ve zina boyutuna götürmedikçe- bir suç ve günah isnad edilemez.

İkinci gurup ise sonradan bozularak ve kendi iradeleriyle kadınlara benzemeye özenenlerdir ki, bunlar hadislerde lanetlenmişlerdir.

M.H. nin yanlış ve yanlı aktardığı hadislere gelince:

Ebû- Dâvud'un kitabına aldığı hadis şöyledir:

Hz. Peygamber'e, ellerine ve ayaklarına kına yakmış olan bir muhannes getirildi; Peygamberimiz (s.a.), "Buna ne olmuş" dedi, "Kadınlara benzemeye çalışıyor" dediler. Nakî' denilen bir yere sürülmesini emretti.

"Onu öldürelim mi" diye sordular, "Namaz kılanları öldürmek bana yasaklandı" buyurdular.

Bu hadiste şu hususlar dikkat çekiyor:


Hz. Peygamber (s.a.) eşcinselliğe izin vermek veya müsamaha etmek şöyle dursun "kadınsı davranan, ellerine ve ayaklarına kına yakan birinin" bu davranışını bile hoş görmüyor, kötü örnek olmasın diye topluluktan uzak bir yere gönderiyor (tecrid ediyor).

Hz. Peygamber dönemi toplumu yalnızca "kadınsı davranan" bir kimsenin bile öldürülebileceğini düşünüyorlar, ama Peygamberimiz "onun inanmış ve ibadet eden bir mümin" olduğunu ve öldürülmesinin caiz olmadığını söylüyor.

Ebû Dâvûd ve Müslim'in kitaplarına aldıkları bir diğer hadis ise şu mealdedir:

Hz. Peygamber'in hanelerine bir muhannes girip çıkardı (hizmet eder, yardım alırdı), Hz. Peygamber'in eşleri onu, "kadınlara ilgi duymayan (gayr-i uli'l-irbe) sayarlardı (Bak. Nûr Sûresi: 24/31). Bir gün Peygamberimiz (s.a.), o muhannes eşinin hanesinde iken yanlarına girdi, bu sırada muhannes bir kadını anlatıyor; "Önden dört büklüm, arkadan sekiz büklüm ile sallanarak yürüyor" diyordu. Peygamberimiz "Görüyorum ki bu kişi, bunlara kadarını biliyor, bundan sonra yanınıza girmesin" dedi, eşleri de onu evlerine girmekten menettiler.

Hadisin bir başka rivayetinde şu ek de yer almaktadır:


"Muhannes Beydâ denilen bir yere gönderilmişti, (eşleri) bu takdirde o açlıktan ölür" dediler, Peygamberimiz de her Cuma günü gelip iki kere eve girmesine, ihtiyaçlarını alıp yerine dönmesine izin verdi.

Bu hadis de "kadınların cinsel objelerini algılayan" bir kimsenin "erkek sayılacağını ve kadınların ona karşı erkek gibi davranmaları gerektiğini ifade ediyor. Ayrıca böyleleri işi, hangi cinsle olursa olsun zina boyutuna götürmedikçe onlara iyi davranılması, ihtiyaçlarının karşılanması, fakat topluluk içinde kötü örnek olmaması ve kötülüğe sebep olmaması için uzak tutulması gerektiğini de anlatmış oluyor.

Sonuç olarak hadislerde de İslam'da eşcinselliğin normal karşılandığına dair bir delil bulmak mümkün değildir.

Bu bilgi ve uzman yorumlarından sonra eşcinsel yada farklı ahlaki çöküntü içindeki resim ve videolarının piyasaya düşmemesi adına yada mevcutta düşenlerinin de unutturulup gündemi başka başka meseleleri abartarak değiştirmek adına 2 ay öncesinde sürekli elinin tersini gösterip uzaklaştırdıkları  paralel  terör örgütü ve jetonla çalışan müzik kutusu karakterli medyası ile dirsek temasına geçip ,yüz hatlarından çok belli olan karşılıklı,yapmacık ve  samimiyetsiz bir  işbirliği yoksa bu sebepten bir mecburiyetin gereğimi diye düşünmekten alamıyorum kendimi.

Eğer bu bir mecburiyetse; birileri içinde bulunduğu ve liderliğini yaptığı hareketin geçmişine bakmalı hatta çok daha önemlisi yine o birileri içinde bulunduğu milletin geçmişi ve ayakları altındaki toprakların, bu coğrafyanın ruhuna bakmalı.

BASTIĞIN YERLERİ TOPRAK DİYE GEÇME

ÜZERİNE BASTIĞIN İNSANLARI DA UNUTMA

HEP EZEN OLAMAZSIN, BİR GÜN SEN VE BAŞINDA OLDUĞUN

YAPI GÜNDEMDEN SİLİNİR. 

İzlenme: 987 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • düşüncelerim

    Misafir: güzel bir yazı olmuş 10 Ocak 2015 14:29

  • Adil Kara

    Misafir: kimler bu mecbur olan eşcinseller 12 Ocak 2015 13:04

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR