İnsan, yaratılışından ötürü bağ kurmaya muhtaç bir varlıktır. Anne karnından itibaren bu yoksunluğumuz vardır. Yeni doğan bir bebeği düşünelim. Dünya ile hiçbir bağlantısı olmayan, alabildiğine bakıma, bağ kurmaya muhtaç bir canlı.
İlk bakım verenimiz, annemiz ile kurduğumuz ya da kuramadığımız bağ aslında hayatımız boyunca bizi takip eden gölge gibidir. 
Hayatımızın ilk yıllarında deneyimlediğimiz o tecrübe, ilerleyen yaşlarda bize rehberlik edecektir. Yani aldığımız kararlar, oluşturduğumuz kişilik, çevremiz, çevremizdeki arkadaşlarımız kısacası bizi biz yapan ne varsa ilk kurduğumuz bağdan izler taşır.

Burada anlatmaya çalıştığımız annemizin ya da bakım verenimizin bizi doyurması, uyutması, sıcak tutması değil tam olarak. Fiziksel ihtiyaçların karşılanmasının yanında duygusal ihtiyaçlarının ne kadar karşılanabildiği. 

Bu duruma bir örnek verecek olursak; İkinci Dünya Savaşı yılları… Cepheye sürülen milyonlar, saldırılarda hayatını kaybeden anneler-babalar ve onlardan geriye kalan çocuklar… Yetimhaneler kimsesiz çocuklarla doludur. Bebek ölümlerinin yüksek olduğu yetimhanelerin birinde dikkatli bir çalışan, özellikle bir bölümde bu oranın oldukça düşük olduğunu fark eder. Bebek ölümlerinin çok az olduğu o bölümdeki bir hemşirenin, bebeklerin bakımını yerine getirirken onlarla konuştuğu, oynadığı; beslenme saatlerinde şarkılar söylediği, bebekleri kucaklayıp öptüğü ve onlara sarıldığı görülür. Bunun üzerine yapılan detaylı incelemelerde yetimhanelerdeki bebek ölümlerinin çoğunun hijyen veya gıda yoksunluğundan değil, sevgi yoksunluğundan mütevellit ruhsal kökenli hastalıklardan kaynaklandığı sonucuna varılır.

Yukarıdaki deney sonucu aslında bütün yazı boyunca anlatmak istediklerimizin önemli ve kısa bir özeti gibi.  Her ne kadar hayatta kalmamızı sağlayacak fiziksel ihtiyaçlarımız karşılanıyor olsa da dokunsal, duygusal ihtiyaçlarımız karşılanmadığında büyük bir yönümüz eksik kalıyor.

Duygusal Bağlanma Neden Bu Kadar Önemli?

Bağlanmanın hayatta ki birçok alanda etkisi büyüktür. 
Öncelikle özsaygıyı etkiler. “Bizlere bakan sevecen kişiler tarafından değerli bulunmamız, sevilmemiz ve özel kabul edilmemiz sayesinde güvende olduğumuzu hisseden bireyler oluruz. Kendimizi güçlü, yetkin, değerli ve sevilebilen kişiler olarak algılamayı öğreniriz.”

İkinci olarak güvenli bağlanma bize, dünyayı keşfedebilmek için gerekli olan güven hissini verir. Kurulan güvenli bağ ile doğduğumuz yer dışındaki hayatları, insanları görmek ve anlamak isteriz. Çünkü geride bıraktığımız yer güvenli ve her zaman açık olan bir yerdir. Bunun verdiği özgüvenle hayatta kaygılanmadan yaşamayı, deneyimlere açık olmayı başarırız. Bu güvenin yokluğunda ise, kendimizi yuvadan ayrılmaya ve hatta kendi içimize bakmaya hazırlıksız hissederiz. Bu durum gelişimimizi engeller, bizi biz yapacak deneyimler yaşamamızın önünde kocaman bir duvar olur. Yetişkinliğe eriştiğimiz de bile o güvenli ortamı bulamadığımızdan hala aile yanında yaşamımızı devam ettirmeye çalışırız.

Dokunuş
Yukarıda bahsettiğimiz duygusal bağ kadar temasta biz uzmanlar açısından oldukça önemlidir.
Anaç ve sevgi dolu bir dokunuş, değerli bir kişiliğin gelişiminde yapı taşıdır.
Anaç dokunuşun, sinir sisteminin gelişmesi, bağışıklık sisteminin uyarılması ve stres hormonunun azaltılmasın da olduğu çok çeşitli fizyolojik etkileri vardır. Bunun yanında sevildiğimizi, teskin edildiğimizi ve korunduğumuzu sadece anaç dokunuşlarla hissederiz.
Dokunuşun bir aracı, sevginin de mesaj olduğunu söyleyebiliriz. Bütün kalpler sevgiyle beslenir ve sevgiyi deneyimledikçe çoğalır. Sevilmek insanı daha sevecen kılar.

Sarılmalarla, öpücükler ile büyüyen çocuklarda sevgi ihtiyacı karşılanmış olur. Bununla birlikte kendi bedenini tanıyan, kabul eden çocuklar yetişir. Bu temaslarla kurulan bağ ile birlikte çocuk yetişkin olduğunda özsaygısı yüksek, kişiliğini kabul etmiş ve güvenli hislerle dolu olur.

Peki, Güvenli Bağ Kuramamışsak?

Öncelikle şunu aklımızdan çıkartmamız gerekiyor. Tek değiliz.
Yapılan araştırmalarda çocukların yaklaşık üçte birinin güvensiz bağlanma yaşadıkları ve bunun genellikle bir nesilden sonrakine geçtiğini göstermektedir. Yani bu araştırmalarda dünya nüfusunun büyük çoğunluğunun benzer problemlerle karşı karşıya olduğunu anlayabiliriz.
Annemiz ya da bakım verenimizle güvenli bir bağ kuramamış olsa da hayatta bu şansı birçok defa elde edebiliriz. Örneğin; ilkokul öğretmenimiz, en yakın arkadaşımız, eşimiz, kendi çocuklarımız…
Kendimiz için yapacağımız en önemli adım benliğimiz, kişiliğimiz hakkında düşünebilmek ve hayatta ki diğer şanslarımızı değerlendirebilmektir.

Büyük değişimlerin küçük adımlarla gerçekleştiğini unutmayın!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.