100 yıl önce 100 yıl sonra Balkanlar-Mübadelenin acı yüzü

100-yil-once-100-yil-sonra-balkanlar-mubadelenin-aci-yuzu

Geriye kalan bu fotoğraflar ve el yazıları, mübadelenin ne kadar kırıcı ve kırılgan bir süreç olduğunun somut bir kanıtı. Onlar beni Selanik’teki ilk günümde buluyor. Sanki ‘hikâyemi anlat’ diyorlar...
08 Nisan 2013 Pazartesi 03:32

Pelin Batu

Zaman hep kısıtlı. Selanik’e vardığımızda bunu bildiğimiz için her sabah 6.30-7 sularında kalkıp yola koyuluyoruz. Maksadımız buradaki tarihi eserleri keşfedip fotoğraflamak, gecesiyle gündüzüyle şehrin ritmiyle bir olmak.
İşte öyle bir gün, Selanik’in muhtelif köşelerine serpiştirilmiş tarihi eserleri görüntülemek için dolanırken kendimizi II. Beyazıt’ın 1481-1512 yılları arasında yaptırdığı bedestenin önünde buluyoruz.
Günümüzde bedesten, çirkin tabelalarla kaplı, içi de incik, boncuk, fermuar gibi rengarenk tuhafiye objeleriyle dolu. Buradan çekici bir kare çıkarmanın zor olduğunu bildiği için Ercan, karşı kaldırama geçip bedesteni yukardan fotoğraflamayı öneriyor. Hay hay. Nerede macera, ben orada!
Sokağın karşısındaki 70’lerden kalma köhne beton yığını apartmanı gözümüze kestirip en üst kata tırmanıyoruz. Burası belli ki uzun süredir terkedilmiş bir yer. Kapılara reklamlar iliştirilmiş, toz içinde. Teras katında iki kapı var. Ercan, bedesteni kuşbakışı çekerken ben güvercinlerin mesken tuttuğu odaya dalıyorum. Yerde güvercin pislikleri ve tüyleri altında kâğıtlar var. İki tane de dağılmış valiz. Metruk yerleri keşfetmeye pek hevesli olan benim gibileri için burası bir hazine.

Metruk evden çıkanlar
Hemen karıştırmaya başlıyorum ve ne buluyorum biliyor musunuz? Sayfaları yırtık eski defterler, fotoğraflar, kartpostallar.
Bir fotoğraf özellikle ilgimi çekiyor. 1940’larda İzmir’de çekilmiş bu fotoğrafı bulunca içim burkuluyor. Bu zorunlu göçlerden kala kala bu fotoğraflar kalmış; kim bilir neler görmüş, neler yaşamış bu insanlardan sadece bu dondurulmuş anlar kalmış. Onlar beni Selanik’deki ilk günümde buluyor. Sanki “hikayemi anlat” diyorlar.
Böylelikle dedektiflik yapmaya başlıyorum. Bir kartvizit üzerinde Mihaloğlu ismi yazılı. Belli ki mübadil olan bu beyefendi ve ailesi, Selanik’e göçmüş.
Sayfaları özenle yırtılmış defterlerin birinde 1941 yılında yapılmış 8 maddelik uzunca bir liste var. Yunanlı bir arkadaşıma okutunca listenin bir vasiyet olduğu ortaya çıkıyor: tütün depoları, hanlar, apartmanlardan mürekkep bir mülk beyanı bu.
Bugün darmadağın olmuş metrukenin içinde bulduğum vasiyet, ailenin geçmişine dair belli ipuçları veriyor. İzmir’de çekilmiş fotoğrafın arkasına “Sevgilerle, Angeliki, İzmir” not edilmiş. Başka bir kartpostalda da “İyi bayramlar ve mutlu yıllar” dilekleri var. Yadigarlarının öylece terkedilmiş olmaları beni hüzünlendiriyor. Bu bilgilerden yola çıkarak ailenin biyografisine ulaşabilirim düşünmeye başladım. Haber saldım. Kim bilir, belki aileden birileri beni bulur bir gün?
Geriye kalan bu fotoğraflar ve el yazıları, mübadelenin ne kadar kırıcı ve kırılgan bir süreç olduğunun somut bir kanıtı. I. Dünya Savaşı’nın başlangıcı sayılabilecek Balkan Savaşları, zamanın görgü tanıklarının da söylediği gibi “sadece orduların değil ülkelerin birbirini yok etme savaşıydı.” Anlatılmaz zorluklarla geçen bu yılların ardından 1923’te Selanik’ten 30.000 Müslüman zorunlu göçe tabi tutulur. Buna mukabil Selanik’e Anadolu’dan 100.000 Hıristiyan yerleştirilir. Böylece beş asırdır dip dibe yaşayan millet birbirinden bıçak gibi ayrılır. Bugün, parçalanmış bir imparatorluktan arta kalan toplumlar olarak tek-tipleştirme politikalarımızın her iki tarafı da ne kadar fakirleştirdiğini görüyoruz, yaşıyoruz. 
* Mark Mazower: Selanik: Hayaletler Şehri


Sultan Reşat 1895 yangınında kül olan olan Ayasofya Cami’nin açılışına katılıyor.
Açılışa çok sayıda Selanikli de iştirak ediyor. Her yerde olduğu gibi burada da Sultan için görkemli karşılama törenleri düzenleniyor.

Tek kurşun atılmadan teslim edilen şehir

Hasan Tahsin Paşa, Selanik’i tek bir kurşun bile atılmaksızın imzalanan protokolle  Yunanlılara teslim etmiştir. Böylece 482 yıllık Osmanlı hâkimiyeti de sona ermiştir...

Nezih Başgelen

Sultan Abdülhamit’ten başka Selanik’in aynı süreçte gördüğü bir diğer padişah ise Sultan Reşat’tır. Hem Balkanlar’daki ayrılıkçı unsurlara karşı bir gövde gösterisi olması hem de Müslüman halka yönelik bir moral verilmesi amacıyla İttihatçıların zoru ile 5 Haziran 1911 günü denizden “Barbaros” zırhlısı ile Rumeli gezisine çıkarılan Sultan Reşat’ın önemli duraklarından birisi de Selanik olmuştur. 
100 binlerle namaz
Selanik’e gelişinde görkemli törenlerle karşılanan Sultan Reşat, 1895 yangınında harap olmuş olan Ayasofya Cami’nin açılışına da bizzat katılmıştır. Halk tarafından coşkuyla karşılanan padişah, Daha sonra aynı tezahüratı Üsküp Manastır ve Priştina’da da görmüştür. Kosova’da bulunan ceddi I. Murad’ın türbesi olan Meşhed-i Hüdavendigar’da 100 bin kişinin katıldığı bir cemaatle cuma namazı kılmış, 26 Haziran’da İstanbul’a dönmüştür. Ancak ne var ki, bütün bunlar bir işe yaramayacak, 1912’de Balkan Savaşı bozguna dönüşerek Selanik de dahil olmak üzere Balkanlar’daki toprakların kaybedilmesi ile sonuçlanacaktır.
Bu makus talihin yaşanmasında o günlerde İstanbul’daki hükümetlerin aymazlığı ve olaylar karşısındaki vurdumduymazlığı da etkili olmuştur. Balkanlarda yaşanan gelişmeleri ve Balkan devletlerinin niyetlerini anlamakta yetersiz kalan hükümetler, eğitimli askerleri terhis etmişler, bunun yanı sıra Sırbistan gibi Balkan devletlerinin Avrupa’dan aldıkları silahların Selanik limanından sevkine izin vermeleri dolayısıyla savaş başladığında olan bitene hazırlıksız bir şekilde yakalanmalarına sebep olmuştur. 
Sırbistan ile Bulgaristan Osmanlı hükümetine verdikleri bir notayla Rumeli’ye özerklik tanınmasını ve Balkanlardaki Osmanlı eyaletlerinin milliyetlere göre yeniden düzenlenmesini istediğinde İstanbul hükümeti bu notayı reddederek 17 Ekim 1912’de bağlaşık Balkan devletlerine karşı savaş açmıştır.
Abdullah Paşa komutasındaki ordu, Batı Rumeli’de Sırplara karşı Ali Rıza Paşa komutasındaki orduyla savaşılmış, Osmanlı Devleti açısından savaş başlangıcından itibaren çok kötü idare edilmiş,  Ekimin sonlarında Doğu Trakya’yı ele geçirip Edirne’yi kuşatan Bulgarlar, kasımın ilk günlerinden başlayarak, Çatalca önlerine ulaşmışlardır.
Bu süreçte Selanik’in savunmasını da içeren Alasonya Ordu Komutanlığı’na atanan Mahmut Şevket Paşa’nın bu görevi kabul etmemesi üzerine göreve tayin edilen Hasan Tahsin Paşa’nın deneyimsizliği, kentin kaderinin belirlenmesindeki önemli faktörlerden biri olmuştur.  Tahsin Paşa, kenti bir felaketin önüne geçmek adına müzakereler sonucunda, tek bir kurşun bile atılmaksızın imzalanan protokolle 8 Kasım 1912’de Yunanlılara teslim etmiştir. Böylece 482 yıllık Osmanlı hâkimiyeti de sona ermiştir. O günlerde İstanbul Sirkeci’deki Meserret Kahvehanesi’nde silah arkadaşları ile buluşan Mustafa Kemal bile bu durum karşısındaki hayretini gizleyemeyecek ve “Selanik’i nasıl bu kadar kolay verdiniz?” demekten kendisini alamayacaktır.

Osmanlı Selanik’inin sonu : 1917 yangını

Bundan sonraki günler kentteki ikinci büyük grubu oluşturan Müslüman Türkler için oldukça zor geçecek, okullarda kendi dilleri ile eğitim yapmaları engellenecek, keyfi mahkûmiyetler yaşanacak, ticari boykotlara ve çeşitli baskılara maruz kalınacak, kısacası hayat Türkler için zor bir hale gelecektir. Bu arada Balkan Savaşının ilk günlerinde Yunan ve Bulgar askerlerinin önünden kaçan binlerce insan dolayısı ile kent mülteci işgaline uğrayacak, Selanik savaşın tüm dehşetiyle yaşandığı bir platforma dönüşecektir.
18 Ağustos 1917’de Selanik’te çıkan büyük bir  yangın, 1 milyon metrekarelik bir alanda özellikle Vardar caddesi ile şehrin rıhtım kısmı arasında kalan, kent merkezini kasıp kavurarak  daha önce siyasal olarak bitmiş olan Osmanlı dönemine fiziksel anlamda da son verecektir. Bu yangınla Osmanlı Selaniği’nin 500 yıl içinde oluşmuş tarihsel kent dokusu büyük ölçüde ortadan kalkacaktır. Bu sürecin son noktası ise Lozan’da konulacaktır. 30 Ocak 1923’te Türkiye ile Yunanistan arasında imzalanan  mübadeleyi öngören sözleşme gereği 1 Mayıs 1923 itibariyle Türkiye topraklarındaki Rum Ortodoks nüfus ile Yunanistan topraklarındaki Müslüman nüfus arasında zorunlu göç uygulaması şarta bağlanmıştır. Böylece  Balkanlardaki Osmanlı hakimiyetinin son temsilcileriyle birlikte  Selanik’tekilerle de doğup yaşadıkları toprakları terk ederek, Anadolu’ya göçeceklerdi. Geride ise puslu hatıraların arkasındaki Selanik’in silueti kalacaktır. Bir de anılardan arta kalanlar...


 YARIN: SELANİK’TE ATATÜRK’ÜN DOĞDUĞU EV



Kaynak: http://gundem.milliyet.com.tr/100-yil-once-100-yil-sonra-balkanlar-mubadelenin-aci-yuzu/gundem/gundemdetay/08.04.2013/1690610/default.htm



Etiketler: İstanbul , Türkiye , İzmir , Avrupa , Müslüman , Pelin Batu , Yunanistan , sözleşme , cuma namazı , Bulgaristan , Sırbistan , Meşhed , Trakya , Rum , Hıristiyan , Kosova , Balkanlar , Edirne , tütün , 1 Mayıs , Ortodoks , özerklik , mülteci , Beyazıt , Çatalca , Fotoğraf , Haziran , Ten , nerede , fermuar , Yunanlı , Hasan Tahsin , 1 Milyon , Istanbul , Kısacası , Anadolu , sadece , Bayramlar


Haber okunma sayısı: 2682

{lang: 'tr'}

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÇOK OKUNANLAR

Listelenecek kayıt bulunamadı

ANKARA - HAVA DURUMU

ANKARA

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ