GÜVENLİK SORUŞTURMALARI NE KADAR GÜVENİLİR?
Devlet bürokrasisinde 28 Şubat ve FETÖ zihniyetine sahip kişilerin uygulamalarıyla hareket edildiğine dikkat çeken HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Yavuz, “Yanlış mülakat usulleri, devlet bürokrasisinde halen 28 Şubatçı ve FETÖ'cü zihniyete sahip uygulamalarla iş yapıldığını ortaya koyuyor.

Bu zihniyeti diri tutmaya çalışan kimi yetkili kişilerin yanlış kararları, atanmış ancak güvenlik soruşturmasına takılmış binlerce insanı mağdur ediyor. Bu uygulamayla bu kişiler kaybetmez, bu memleket kaybeder. Hükümetin ivedilikle önce bu hafızayı güncellemesi ve öncelikle FETÖ ve 28 Şubatçı zihniyetin tasallutundan kurtulması gerekir.


FETÖ'nün darbesi söyleminin arkasına sığınarak bunun üzerinden bütün cemaatleri hedef tahtasına oturtmaya çalışan ve devlet bürokrasisinde etkili kurumlarda bulunan kişi ve yapılara karşı çok dikkatli ve uyanık olunması gerekir.” şeklinde konuştu.

“TOPLUMSAL KIRILMALARA YOL AÇABİLECEK YANLIŞLAR DÜZELTİLMELİ”
Hükümetin, toplumsal kırılmalara yol açabilecek yanlışları süratle düzetme yoluna gitmesi gerektiğine vurgu yapan Yavuz, “Sayın Cumhurbaşkanının ‘Sapla samanı birbirine karıştırmayın' sözünün bir karşılığı olmalı. FETÖ'nün bir cemaat değil bir casusluk şebekesi olduğu ortada. Diğer yandan Türkiye'de hiçbir cemaatin elinde uçak, tank ve ağır silahlar bulunmadığı bilinmesine rağmen farklı cemaatlere mensup oldukları iddiasıyla devlet memurluğu hakkı kazanmış kişilerin böyle bir gerekçe üzerinden mağdur edilmesi toplumsal barışı ciddi anlamda zedelemektedir. Hükümetin ivedilikle büyük bir sorun olmaya doğru giden ve toplumsal kırılmalara yol açabilecek bu yanlışı düzeltmesini bekliyoruz.”
“İNSANLAR, İSTİHBARAT RAPORLARINA DAYANARAK MESLEĞE KABUL EDİLMİYOR”
Anayasa'nın ilgili maddesini hatırlatarak konuşmasına başlayan Avukat Hasan Bozdaş da, “Anayasının 70. Maddesinde ‘Her Türk kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.' der, bu bir amir hükümdür. Maalesef OHAL'in beraberinde getirdiği en büyük olumsuzluklardan biri, eski tip güvenlik soruşturmalarına, yani devletin eski kodlarına dönmesidir. Devletin, kadrolarında tekrar bir terör örgütü oluşumu istememesi gayet doğal, bunun önüne geçmesi de doğal bir reflekstir. Fakat bu bahaneyle, yüzlerce, binlerce insan, haklarında herhangi bir soruşturma, kovuşturma yapılmamış insan, salt istihbarat raporlarına dayanarak mesleğe kabul edilmiyor. Bu, hiçbir hukuk düzeninde kabul edilebilecek bir durum değildir. Güvenlik soruşturmaları ile ilgili yönetmelik de, kişinin kabul edilecek mesleğin gizlilik dereceli bir meslek olup olmadığını önemsiyor, örneğin adliyeler, cezaevleri, emniyet vs. Oysa bugün hakkında bir soruşturma açılmamış itfaiye memuru dâhil, gizlilik derecesi bahane edilerek mesleğe alınmıyor.” şeklinde konuştu.
“BİR AN ÖNCE BU KİŞİLERİN DURUMLARI GÖZDEN GEÇİRİLMELİ”
Adalet Bakanı'nın lekelenmeme hakkı ile ilgili bir açıklamasının ardından yeni düzenleme getirildiğini belirten Bozdaş, “Güvenlik soruşturmasındaki kişinin de lekelenmeme hakkı vardır. Hakkında bir dava açılan kişi kendisini aklayabilir ama güvenlik soruşturmasıyla fişlenen, lekelenen birinin kendisini aklama imkânı yoktur. Hakkında zaten yeterli şüphe bulunmuş olsaydı dava açılırdı, basit bir memurun yazdığı iki satır yazıyla, herhangi bir belge, delil göstermesine de gerek yok, hayatınız karartılıyor. Bu ne hukuk devleti ilkesiyle, ne adaletle, ne insan haklarıyla, ne çalışma hakkıyla, ne kamu hizmetlerine girme hakkıyla bağdaşır bir durum değildir. OHAL vatandaşa yansıyor, en çok da masumları vuruyor maalesef. Türkiye defalarca AİHM nezdinde mahkûm edilmiştir, Danıştay'ın iptal ettiği bu tip işlemler de vardır ama demek ki ders alınmış değildir. Hatta Danıştay'a göre kişi bir suç işlemiş ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmişse bu dahi kişinin arşiv kaydı olduğuna karine olmazken, hakkında hiçbir şekilde ne soruşturma yapılmış ne dava açılmış bir kişinin bu mağduriyetle karşı karşıya kalması, hukukun askıya alınmasıdır. Bir an önce bu kişilerin durumları gözden geçirilmeli, mesleklerine iade edilmeli ve mahrum bırakıldıkları hakları teslim edilmelidir. Hukuk devletinin gerekliliği budur. FETÖ'nün oluşturduğu devlet hafızasıyla, FETÖ'yle mücadele edilmez, bu şekilde olan masumlara, FETÖ'nün hedefindeki insanlara olur.” ifadelerini kullandı.
“28 ŞUBAT'TA FİŞLENENLER BUGÜN AYNI BELGELERE DAYANILARAK MEMUR YAPILMIYOR”
SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZ BU DURUMA EL KOYMALIDIR.

Türkiye'de özellikle Müslümanların mağduriyetinin 28 Şubat tarihinden bu yana devam ettiğini, o dönemin fişlemeleriyle hala insanların memur olamadığını belirten Mazlum-Der Genel Sekreteri Av. Kaya Kartal, “Türkiye'de bu problem bu güne has olan bir problem değil maalesef. Özellikle 28 Şubat'ta bu çok sistematik bir şekilde uygulandı. O zamanlar aileler üzerinden veya kendisinin İslami hassasiyetleri üzerinden insanların önleri kesildi. Mesleklerini icra etmelerine izin verilmedi. Bugün de buna benzer uygulamalar devam ediyor. Bu Türkiye sisteminin kronikleşmiş sorunu aslında. Bütün birimlerde bütün alanlarda adil bir mekanizma kurmadığınız zaman ilgili kişinin ideolojisine göre veya iktidara yakınlığına göre mülakatlarda elemelere maruz kalınabiliyor. Bunu aşmanın yolu da gerçekten adil ve öngörülebilir ilkelerin konulması ve sistemin bunun üzerine bina edilmesidir. Ama kişiler üzerinden yürüyen sisteme bırakıldığı zaman objektiflik kalkıyor sübjektif bir ortam oluşuyor. Bunun adil olmadığının da herkes farkında. Fakat kullanışlı olduğu için kimse vazgeçmek istemiyor. 28 Şubat'ta fişlenenler bile bugün aynı belgelere dayanılarak memur yapılmıyor.  Çünkü devlet bunun hangi dönemde kimler tarafından hazırlandığına bakmıyor. Bu da hukuksuzluğun oluşmasına sebep oluyor.” ifadelerini kullandı.
“HER İKİ DERNEK DE AYNI AMAÇ İÇİN HİZMET ETMİYOR MU?”
Bursa Büyükşehir Belediyesine itfaiye eri olarak KPSS'den aldığı 90 puanla atanan Emrullah Şavli, İslami kişiliğinden ötürü belediye tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeyerek işe alınmadı. Duruma tepki gösteren ve karara itiraz eden Şavli'nin aldığı cevap ise kendisini şok etti. Kendisinin Kayseri'de faaliyet gösteren ve İslami çalışmalar yapan Umut-Der'e üye olmasına karşın güvenlik soruşturmasında Adana Umut-Der ile iltisaklı bulunduğu gerekçesiyle göreve atanmadığı söylendi. Ancak bahsi geçen her iki dernek de an itibariyle yasal olarak faaliyetlerini yürütmekte ve Adana Umut-Der üyelerine ise FETÖ'nün kumpasları sonucu hukuksuz bir dava açıldı. Belediye yetkililerine iki dernek arasında yasal herhangi bir bağ olmadığını anlatmaya çalışan Şavli bir türlü yanıt alamadı. Kararı görünce çok şaşırdığını dile getiren Şavli, “Ben bunu belediyede yetkili kişilerle görüştüm. İnsan Kaynakları Müdürü Hamza Mert'le görüştüm. Yapılan bu ihbarın asılsız, mesnetsiz ve yalan olduğunu söyledim. Ayrıca belediyenin İnsan Kaynakları Daire Başkanı Muammer Karaduman'la da görüştüm. Bu durum üzerine İnsan Kaynakları Daire Başkanı Muammer Karaduman bana çok ilginç ve akla zarar niteliğinde ‘Her iki dernekte aynı amaç için hizmet etmiyor mu?' şeklinde bir cevap verdi.” Dedi.
“MADDİ MANEVİ BİR SÜRÜ SORUN YAŞADIM”
Bursa'ya hak ettiği yere çalışmaya geldiği halde her türlü sıkıntıyı yaşamak zorunda kalan Şavli, “Bursa'ya taşınmam bir yılı aştı. O bekleme süresinde işsiz kaldım, çalışamadım. Daha doğrusu atanacağım için herhangi bir işe girmedim. Zamanım hep beklemekle geçti. Ve maddi manevi bir sürü sorun yaşadım. Ayrıca psikolojik sorunlar da başladı. İnsan hep bir beklenti içerisinde oluyor ve beklenen olmayınca psikolojik bir sıkıntı oluyor.” diye konuştu. Konuyla ilgili bir sürü hukuksuzluk yaşandığını belirten Şavli, “Bu olayla ben şunu fark ettim ki bu sadece bir hukuksuzluk değil, burada üçten fazla hukuksuzluk var. Birincisi, isimsiz olduğu ileri sürülen bir ihbarla benim işe alınmamam. İkincisi, ben Adana Umut-Der üyesi değilim, ama yöneticisi olmakla suçlanıyorum. Tamamen yanlış. Velev ki üyeliğinde dahi olsam 4 yıldan fazladır Adana Umut-Der'in davası sürüyor ve halen sonuçlanmamış. Ve belediye dava sonuçlanmış gibi karar almış. Yani Adana Umut-Der'in 4 yıldır sonuçlanmayan davasını belediye bir ayda tamamlamış oluyor. Ben Anayasa mahkemesine ve İdari mahkemeye dava açtım. Şu an belediye ile davalıyım. Artık bu davaların sonuçlarını bekliyorum. İnşallah adalet yerini bulur.” ifadelerini kullandı.
“ÖĞRENCİLER, SORUŞTURMASI SÜREN ÖĞRETMENLERİNİ BEKLİYOR”
Kendisi ile aynı dönemde ataması yapılanların göreve başladığını ifade eden mağdur Nesih Y. de, “Benimle beraber bir grup aday, 19 Temmuz'da belgelerini aldıktan bir ay sonra hemen güvenlik soruşturmaları sonuçlandı. Hepsi öğretmen, hepsi aynı anda kazandılar, ancak hala benim gibi bekleyenler var. Okullar açıldı ancak hala öğrenciler, soruşturması süren öğretmenlerini bekliyorlar. Dersler boş geçiyor. Bir başka mağduriyet ise bazı dosyaların bakanlığa gönderilmesidir. Bakanlığa giden dosyaların da en az 1-2 ay bekletileceği belirtiliyor. Bakanlıktan sonuçların nasıl geleceğini bilmeden, gergin bir şekilde beklemek de ayrı bir sıkıntı. Örneğin ben kendi sonucumun olumlu mu veya olumsuz mu geleceğini bilmiyorum. Bu süreç, dört ayı geçecek. Buraya, doğu illerine gelen öğretmenlerin çoğu, buralı değil. Yani ortama yabancı. Bizim gibi bölge insanlarını da soruşturmalarla oyalıyorlar” Dedi.
“ATAMAM YAPILDI, EVİMİ TAŞIDIM AMA GÖREVE BAŞLAYAMADIM”
Yaşadıklarını, “Evimi buraya taşıdım, çocukların kaydını getirdim. Okula gidiyorlar. Yol masrafları, kiralar, yeni bir yere taşınmanın verdiği bir heyecan ve daha birçok mesele var” şeklinde aktaran Nesih Y, mağduriyetini şu sözlerle ifade etti: “Etrafınızda tanıdığınız insanlara da atandığınızı haber vermişsiniz. Sürecin olumsuz sonuçlanması manevi açıdan da bir boşluk oluşturabilir. Mülakat sonuçlandıktan sonra belgeleri almak için iki ay bekledik. Bu soruşturma o süre zarfında da yapılabilirdi. Eğer sonuç açıklanmadan bir ay önce bana haber verilseydi, ben bulunduğum işten ayrılmaz, evimden de çıkmazdım. Soruşturmayı da hiç fark ettirmeden ve incitmeden yapabilirlerdi. Ancak soruşturmanın tayinin çıktığı ile taşındıktan sonra yapılması ve sürecin uzaması, devlete yönelik bir soğukluk oluşturabilir.”
“BİR AY SÜRECEK DENİLEN SORUŞTURMA ÜÇ AYI GEÇTİ”
Haziran ayında Hemşir olarak atamasının yapıldığını, ama güvenlik soruşturması nedeniyle hala atanamadığını belirten H.Ö., “Dört yıllık bir süre sonunda İzmir Katip Çelebi Üniversitesi'nden mezun oldum. 2017/5 ile Hemşir olarak Haziran ayında Sağlık Bakanlığı bünyesinde İstanbul'da bir devlet hastanesine atamam yapıldı. Bir ay sürecek denilen işlem, bugün itibariyle 3 aya ulaştı ve zimmete düşmeyi bekleyen 12500 sağlık personeli var. Süreçle ilgili bize hiçbir açıklama yapılmıyor, bu da bizi mağdur ediyor. Bizlere 1 ay içinde soruşturma bitecek denildi, ben de bunun üzerine işimden istifa ettim. Bunun yanında atanmış diye işten atılan arkadaşlarım da var. Durum böyle iken hiçbir kurum süreçle ilgili bize bilgi vermiyor, devamlı birbirlerine yönlendiriyorlar. Sağlık Bakanlığı evraklar gelmedi diyor, Emniyet Müdürlüğü ise evrakların gönderildiğini söylüyor. Yasal süreç olarak arşiv araştırması 30 gün, güvenlik soruşturması ise 60 günde tamamlanıyor. Ama arşiv taramasında soruşturmaya takılanlar, güvenlik soruşturmasına dahil ediliyor. 4982 sayılı kanun gereği sadece bu işlemin ne zaman biteceğini öğrenmek istememize rağmen yetkililerden açıklama yapılmaması bizleri mağdur ediyor. Yetkililerin bu konuya eğilmesini ve mağduriyetimizin en kısa sürede giderilmesini istiyorum.” şeklinde konuştu.

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.