'Büyük Oyundaki Büyük Beyin ' Hayatını Kaybetti
Orta Asya uzmanı Ruzi Nazar 98 yanda hayatını kaybetti. Özbek Türk'ü Ruzi Nazar 98 yaşında Antalya'nın Alanya ilçesine bağlı Side beldesinde hayatını kaybetti. 1990’lı yıllarda Turgut Özal ve Süleyman Demirel’e Orta Asya konusunda danışmanlık yapan Ruzi Nazar, 1917 yılında Özbekistan'da dünyaya gelmişti.

Merhum Ruzi Nazar, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen başında Kızıl Ordu subayı olarak görevliyken cephede yaralandı. Bir Ukrayna köylüsünün yardımlarıyla hayatta kalan Nazar, daha sonra Almanlarla birlikte çalışma fırsatını değerlendirdi.

Savaş bittiğinde bir Alman kadınla evlenen Ruzi Nazar, Türkiye’ye yerleşme planları yaparken, Amerikalıların dikkatini çekti. Sovyetler Birliği ve Orta Asya üzerine geniş bilgisi, savaş sırasında edindiği deneyimler ve insan ilişkileri göz doldurucuydu. Yıllarca yurt dışında yaşadı. Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde kendisini vatandaşlıktan çıkaran karar iptal edilerek memlekete davet edildi. Hollywood tarafından filmi yapılan Akıl Oyunları kitabının tanınmış yazarı Sylvia Nazar’ın babası olan Ruzi Nazar, 90’lı yıllarda Yeeniden Büyük Türkiye Projeleri üzerinde serin duruş ve sakin bir oyun kurucu olarak görev yapmıştı.

II. Dünya Savaşı’nda Türkistan Lejyonerleri ve Ruzi Nazar
İkinci Dünya Savaşı hiç şüphe yok ki dünya siyasi tarihini açık şekilde etkilemiş ve pek çok toplumun kaderini belirlemiştir. Sonucunda dünya dengesini kaybetmiş, çift kutuplu yeni dünyada pek çok milletin bu düzene ayak uydurması istenmiştir. 1 Eylül’de Almanya’nın Polonya’yı işgaliyle başlayan tarihin en kanlı savaşı, 1945 yılında Müttefik Devletler’in Almanya ve Japonya’ya zaferiyle sonuçlanan altı yıllık sürecin etkileri günümüzde de etkisini devam ettirmiş ve savaş sonunda başlayan 46 yıllık Soğuk Savaş süreci dünyada yeni bir savaş mantığını empoze etmiştir.70 milyondan fazla insanın hayatını kaybettiği bu savaşın acılarını en çok yaşayan millet olan Türkistanlılar olmuştur. Bilindiği üzere Sovyetler, Orta Asya’da yüzyıllardır yaşayan Türk topluluklarını uzun yıllar sindirmeye çalışmıştır. Nazi Almanya’sı ve SSCB arasında hakimiyet mücadelesi şeklinde tanımlayabileceğimiz bu savaşta Türkistan Lejyonerleri, tarafı bile olamayacağı iki süper güç arasında kalmış ve kullanılmıştır. Türkistanlılar savaşa kadar pek çok eziyet çekmiş ve ardından Sovyetler Birliği’nde Kızıl Ordu’ya asker olarak alınmıştır. Alman tanklarının önüne yem olarak atılmışlardır.


Türkistan lejyonerleri Sovyet cephesinde çok kayıp yaşamıştır. Ve savaş esnasında Almanya’nın da sözlerine itibar edip Sovyet tarafından Nazi Almanya için SSCB’ye karşı savaşacaklardı. Türkistan Lejyonerleri Sovyetlerden çok kötü muamele görmüş ve Almanların lehine giden bu savaşın sonunda Sovyetlerin dağılacağını ummuşlardı. Almanların da vermiş olduğu bir söz vardı. SSCB’nin en büyük problemi ise milletler meselesidir. Pek çok milleti içinde barındıran Sovyetlerin bu ince meselesine Almanya dokunmuş ve cephede öne sürdükleri MTBK’ya (Milli Türkistan Birlik Komitesi) savaştan sonra bağımsızlık vaadini sunmuşlardır. Denize düşen yılana sarılır misali Türkistanlılar Alman saflarına geçmişlerdi. Ama çok geçmeden durumun öyle olmadığını anlamışlardı. Lejyon birlikleri kendilerini Sovyetlerin ellerinden Almanların kurtaracağını düşünüyordu. Almanlar aynı sözü Ukrayna’ya da vermişlerdi. Ukrayna’ya hükümet kuruldu fakat Alman ordusu aylarca çıkmadı. Tarih bize gösteriyor ki, politik ve jeopolitik konumdaki Kırım aynı kadere maruz kalmıştır, bağımsızlıkları uğruna biraz da haklı olarak Alman cephesine kaymışlardır. Çünkü bağımsızlık Kırım Tatarları için bir hasretti yıllarca beklenen. Bu beklentideki Kırım tatarları Alman ordusunu Kırım’a girişte kurtarıcı olarak selamladılar. Aslında durumun hiç de öyle olmadığını, Almanların o coğrafyaya sömürge imparatorluğunu kurdukları vakit anladılar. Alman ordusu Kırım’da yaklaşık 2,5 yıl kaldı ve Almanlara güvenilemeyeceğini Türkistan Lejyon Birlikleri de öncesinden anlamış oldular. Bir süre sonra Kırım Tatarları Almanlara karşı cephe alacaklardı.
Sonuç olarak Türkistan Lejyonları bu savaşın kanayan yarası oldular. Önce SSCB tarafından Alman tanklarına karşı yem olarak kullanıldılar. Üstelik hiçbir askeri eğitim almadan apar topar şekilde cepheye sürüldüler. Ardından Alman ordularına esir düştüler. Almanlar tarafından da SSCB birliklerine yem olarak atıldılar. Ne Rusça biliyorlardı, ne de Almanca. Öğrenmeye vakitleri dahi olmamıştı.



İkinci Dünya Savaşı’nda MTBK’ya mensup her bir Türk’ün bağımsızlık hasreti bir kor ateş misali yüreklerde yanmaya devam etti. Gerek ailesinden aldığı vatan sevgisi ve terbiyesiyle, gerekse yaptığı çalışmalarla bağımsız Türkistan için hayatını adadığı bir isimde var ki, o da Ruzi Nazardır. Son derece vatanına bağlı olan Ruzi, Özbek kültürüyle yetişmiş ve her türlü faaliyetlerini hayalini kurduğu Türkistan çıkarlarına göre uygulamıştır. Özbekistan’da yaşadığı dönemde ve ülkesinden ayrı kaldığı yıllarda Cedidizm’i savunmuş ve ülkeyi bu zihniyetlerin yönetmesini istemiştir. Vatan sevgisini yıllarca Özbek musikilerinde perçinlemiştir.Ruzi’nin hayata gözlerini açtığı yıl olan 1917 senesi her türlü siyasi çalkalanmaların olduğu bir dönemdi. Çocukluk yıllarında ailesi onu Özbek kültürü ile yetişmesini sağlamıştı fakat okul yıllarında bir çocuktan beklenemeyecek bir olgunlukla karşılaşmıştı. Kominizm eğitimi veren okullarda okuduğu sıralarda iki hayatı aynı anda yaşamayı öğrenmişti. Zira okulda farklı ateist bir hayat ve evde tamamen bildiği farklı bir hayat. Aslına bakılırsa o dönemde her Özbek çocuğun kaderi buydu. Kendi topraklarında yabancıydılar. Ruzi olgunluk yıllarında da sosyalist yaşamdan kurtulamamış baskıcı rejime ayak uydurmayı bilmişti. İkili yaşamı devam ediyordu. Buna karşın eğitimini başarıyla sürdürüyordu. Yüksekokul mezunuydu. Bu sıralarda Hitler’in önderliğindeki Nazi Almanya’sı tüm hazırlığını yapmış savaş için Sovyetlere diş biliyordu. Ruzi Nazar’da her genç gibi trenlere yüklenip cepheye sürülüyordu. Kendisine verilen kursu başarıyla bitirdiği ve de yüksekokul mezunu olduğu da göz önüne alınınca Kızıl Ordu tarafından kendisine Asteğmen ünvanı verildi. Akabinde Ukrayna’daki savunma birliklerinde görevlendirildi. Ruzi Ukrayna’da Alman havan mermisinin şarapnel parçasının isabeti sonucu ağır yaralanmıştı. Ukraynalı bir aile onu sahiplendi ve iki hafta orada misafir kaldı. İyileştiği esnada Kızıl Ordu birliklerinden Alman birliklerine geçişler başlamıştı. Ukrayna’da da Almanya’nın kontrolünde yardımcı birlikler kurulmuştu. Ruzi ev sahibesinin de yönlendirmesiyle Alman ordusu kontrolündeki Türk Lejyon kamplarında kendini bulacaktı. Artık sadece kendi halkı için çalışacaktı.
Ruzi’ye bu birliklerin kontrolü verilmişti. Bu birlikleri denetliyor ve yaralılara sağlık hizmeti verilmesini sağlıyordu.



Yalta Konferansı

Savaşın bitimine az bir süre kala 4-11 Şubat 1945 yıllarında Churchill (Birleşik Krallık Başbakanı), Roosevelt (Amerika Birleşik Devletleri Başkanı) ve Stalin’in (SSCB Kominist Parti Genel Sekreteri) katıldığı Yalta Konferansı’nda Türkistan lejyonerlerini ilgilendiren bir karar alınmıştı. Buna göre Stalin, Kızıl Ordu’dan kaçmış veya esir edilmiş tüm lejyonerlerin iadesini istiyordu. Bu karar alındığı esnada Ruzi Nazar, Kuzey İtalya’da özel görev ile dağılmış Türk lejyon kampını toparlama emri verilmişti.Bir süre sonra karar faaliyet aşamasına geçmişti. Ve Avrupa’daki Türkistanlı lejyonlar gemilerde toplanıp İstanbul Boğaz’ından geçtiği esnada pek çok Türkistanlı kendini Türk sularına bırakıp yüzerek karaya çıkmışlardır. Çünkü bildikleri tek şey Sovyet topraklarında hainlik suçundan(!) kurşuna dizilecekleriydi. Lakin Yalta Konferansı’nda alınan kararla dönemin Dışişleri Bakanlığı’nca 06.07.1945 tarihinde Tıhmıs kapısından Sovyetlere teslim edilmiştir. Bu tarihimizin acı hadisesidir. Savaşın esir aldığı her alanda bu teslim gerçekleşmiştir. Güney Almanya’da ise 30 Türkistanlı er Sovyetlere teslim edilmemek için tutuldukları binayı ateşe vermiş ve canlarına kıymışlardır. Savaşın sonu ermesini izleyen aylarda bir köyde, dağ başında veya bir yol kenarında ev ev, sokak sokak lejyoner arayan Kızıl Ordu, Müttefik Kuvvetler’in işgal bölgelerinde bile ABD askerleriyle birlikte Lejyoner arardı.[2]
Ruzi Nazar, Yalta Konferans’ında alınan kararla, yani lejyonların teslimini öngören maddeyi tasvip etmiyordu. Bu teslimi önlemek istiyordu. Çünkü soydaşlarının Sovyetlere teslimi işkence ve ölüm demekti. Bunun için Ruzi, kendisine verilen Alman Başkomutanı Feld Mareşal Keıtel tarafından imzalı belgeyi lejyonların terhisi için kullandı. Terhis olunan askerler sivilleşiyor ve böylelikle Sovyetlere teslim edilmemiş oluyordu. Teslim edilmemek için Türk Lejyonerlerine başka yöntemlerde uygulanıyordu. Bu yolların birinde doğulu işçi statüsünü sağlayan belgeydi. Pek çok Lejyoner Frankfurt’ta kurulan Türkiye Cumhuriyeti Başkonsolosluğuna başvurdu. Buradan aldıkları belgeyle Türkiye’den Almanya’ya getirilmiş işçi konumuna sokularak ölümden kurtuldular. 1948 yılında ise Türkiye, Almanya ve Avrupa ülkelerinden iltica taleplerinde bulunan Türkistanlılara vatandaşlık hakkı tanıdı. Bu yıl pek çok Lejyoner T.C vatandaşı oldu.
CIA Nezdinde Bir Özbek Ajanı

Savaş sona ermiş ve Ruzi Nazar, Türkistanlı lejyonerler için çalışmaları hızlandırmıştır. Savaşın galibi Stalin olmuş ve takip edilen yıllarda iki dünya ülkesi bu savaştan sivrilmiştir. Bir taraftan Doğu bloğunu yöneten SSCB, diğer taraftan Batı bloğunu elinde bulunduran ABD. İkinci Dünya Savaşı Stalin ile Hitler’in hakimiyet mücadelesidir. Yöntem ise sıcak savaş. 1945’ten sonraki yıllarda ise yaklaşık 46 yıl sürecek etkin Soğuk Savaş dönemi başlayacaktır. Bir nevi istihbarat servislerinin savaşı olacaktı. Bir tarafta CIA (Central Intelligence Agent), diğer tarafta KGB (Komitet Gosudarstvennoy Bezopasnosti). Dünya bu tarihlerde iki istihbarat servisinin savaşına sahne olacaktır.Ruzi Nazar, savaş yıllarında ortada kalan Türkistanlı Lejyonerlerine öncülük etmiş ve soydaşlarının olabilecek en az hasarla durumdan kurtulmasını istemiştir. Bunda da kısmen başarılı olmuştur. Bu başarısı CIA’in dikkatinden kaçmamıştır. 1950’li yıllarda CIA Archibald Roosevelt aracılığıyla ABD’nin Türkiye Büyükelçi Yardımcılığı görevini sundu. Asıl görevinin CIA istasyon şefi olacağını sonradan öğrenecekti.Ruzi Nazar, CIA’deki görev süresince kendi vatanına gelebilecek her türlü faaliyetten kaçındı. Asıl amaç Sovyetlerin dağılmasıydı. Zira biliyordu ki, SSCB’nin en büyük problemi milletler meselesidir. Amerikan İstihbarat Servisi ve tabi ki Ruzi Nazar bu konunun üzerine gitmişti. Ruzi Nazar için nihai hedef Sovyetlerin yıkılması ve bölgedeki Türkistan’ın bağımsızlığıydı. Sovyetlerin yıkılacağını biliyordu. Ve bunu 1990’lı yıllarda kendi sağlığında gördü ve 1940’lı yıllarda ayrıldığı vatanına ancak Sovyetler yıkıldığı zaman gidebildi. Hali hazırda Özbekistan’da bulunuyor. Ömrü yeter mi bilinmez ama bir diğer isteği ise bağımsız Türk Cumhuriyetleri arasında kurulacak Türk Birliği.

ONGUNHABER EKİBİ VE DR.CÜNEYT DİLER İNANÇLARI VE HAYALLERİNİN PEŞİNE DÜŞEBİLECEK KADAR YİĞİT BİR KURMAY,BİR KILIÇ GİBİ DİMDİK VE KESKİN YAŞAYAN BÜYÜK BİR TÜRK RUZİ NAZAR'A ALLAH'TAN RAHMET DİLER, MEKANI CENNET OLSUN.


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.