Bugün Dünya Vicdan Günü
Rachel Corrie'nin ailesi, kızlarının kasten ve yasa dışı şekilde öldürüldüğünü ve İsrail hükümetinin olayla ilgili güvenilir bir soruşturma yürütmediği gerekçesiyle Hayfa'da İsrail devletine ve ordusuna karşı 1 dolarlık sembolik tazminat davası açtı. İsrail mahkemesi ise Corrie ailesinin orduya açtığı davayı reddetti.

RACHEL CORRİE KİMDİR
ABD'li barış gönüllüsü ve Uluslararası Dayanışma Hareketi (International Solidarity Movement) üyesi Rachel Corrie, 10 Nisan 1979'da doğdu. Evergreen State College'de sanat dersleri alarak eğitim gördü. Üç yıl boyunca, gönüllü olarak, ruhsal bozukluğu olan hastalara haftalık ziyaretler yaptı, destek oldu. Yazar ve sanatçı olmak, barış için çalışmak gibi hedefleri olan Corrie, ABD'nin Irak'ı işgali üzerine, İsrail'in Gazze'de kıyıma girişeceği ve bunun ancak bölgedeki ilgiyi canlı tutmakla engellenebileceğini öngörerek, Gazze'ye uluslararası gözlemci olarak gitti.
Ardından, İsrail'in Filistinlilere ait evleri yıkması sırasında karşısına çıktığı bir buldozerin üzerine sürülmesi sonucu ezilerek hayatını kaybetti.
Hayatını kaybetmesinin sonrasında dünyanın birçok yerinde Rachel Corrie adına çeşitli anma etkinlikleri düzenlendi, adına yazılan bir oyun, 2006 yılında Londra Playhouse Theatre'da sahnelendi. Rachel Corrie'nin, Filistin'de iken annesine yazdığı bir mektupta oradaki yıkımı ve zulmü şu ifadelerle ifade etmişti:
"Dünyada böyle bir zulmün kıyamet koparmadan gerçekleştirilebileceğine inanamıyorum. Canımı yakıyor, geçmişte de yaktığı gibi, dünyanın böyle korkunç bir hale gelmesine göz yumuşumuza tanıklık etmek.''
Rachel Corrie'nin hatırasına atfen 12 Mayıs 2010'da Özgür Gazze Hareketi'ne ait gemiye MV Rachel Corrie adı verildi.

Unutulan Rachel mi, Vicdan mı?

İsrail işgaline karşı olan Rachel her ferdin yapabileceği en düşük katkının 'içten içe hissetmek' olduğunu düşündüğü bir işgal karşıtı kampanyaya katılmak kararındaydı. Evergreen'de Arapça çalışmıştı. ABD'nin Irak operasyonu başladığında İsrail'in özellikle Gazze Şeridi'nde büyük katliamlara kalkışabileceğinden endişe ediyordu ve bunu durdurmanın tek yolunun bölgeye uluslararası gözlemciler yollamak olduğunu düşünüyordu. 20 Ocak'ta Olympia'dan ayrılarak önce Batı Şeria'ya, daha sonra da Gazze şeridi'ne geçen Rachel bahar döneminde eğitimine devam etmek üzere ülkesine geri dönmeyi planlıyordu.

Pasifik okyanusu kenarında ormanlarla kaplı olan Washington eyaleti, dünyada refahın en yüksek olduğu bölgelerden birisidir. Oysa Rachel'in öldürüldüğü Refah kampı daha o günlerde dünyanın en yoksul yeri ilan edilmişti. Rachel, Amerika'daki rahatını bozup barış savunuculuğu yapmak, İsrail hükümetinin insafsız katliamlarına karşı kalkan olmak üzere Filistin'e gelmiş olmasa, rahat yaşamını sürdürecek, büyük bahçeli evlerde oturup, 'amerikan tarzı hayat'tan payını alacaktı. Ama o bunu yapmak yerine, kalkıp refah kampının çalıştığı sefaletine ve çocukların İsrailli askerler tarafından tavşanlar gibi avlandığı dehşetine gelmeyi tercih etti.

7 Şubat 2003 tarihli mektubuna "Merhaba arkadaşlarım, ailem ve diğerleri" diye başlıyor Rachel. İlerleyen satırlarda Rachel'in bu diğerlerinden kastının 'bütün insanlık' olduğu anlaşılıyor. 27 Şubat tarihli mektubunda annesine "benim kelimelere çok önem verdiğimi biliyorsun" derken de mektuplarında hiçbir kelimeyi israf etmediğinin mesajını veriyor.

BU KAPIDAN KOL VE KANAT KIRILMADAN GEÇİLMEZ

"Biz başka çocuklar için endişe duyan çocuklarız" diyordu Rachel Corrie mektubunda, Filistin mülteci kampında tanıklık ettiği korkunç olayları yazıyordu. Oradaki zavallılara reva görülen insanlık dışı muameleleri, seraların ve portakal bahçelerinin sırf intikam olsun diye yerle bir edilişini, akla hayale gelmeyecek acımasızlıkları anlattıktan sonra şöyle diyordu:

"Evet, yine dans etmek istiyorum, iş arkadaşlarıma karikatürler çizeyim ve şakalaşayım istiyorum, ama bunun durmasını da istiyorum"

Bir başka kültür, din ve medeniyetin insanlarına hizmet götürmenin gereklerinin farkındadır Rachel. Daha Olympia'dayken öğrenmeye başladığı Arapçasını geliştirmekte olduğunu anlatır annesine. Genelde Gazze şeridi, özelde gönüllü olduğu Refah şehri hakkında ayrıntılı ve tutarlı istatistikler verecek kadar konusuna hakimdir.

Rachel sadece o insanları tanımak değil onların hissettiklerini hissetmek noktasında da özdeşleşmek gerektiğine inanır ve o toplumun derdini dert edinmiştir. 7 Şubat günü "Gazze her gün yeniden işgal ediliyor. Ancak korkulan o ki tanklar eskiden olduğu gibi ayrılmak üzere gelmeyecekler bu defa..." satırlarıyla dile getirdiği bu 'dert' 27 Şubat tarihli mektubunda açıkça ifade edilir: "Dün iki küçük çocuğunun ellerinden tutmuş olarak tankların ve bir nişancı kulesinin, buldozerlerin ve jiplerin önünde evini terk eden bir babayı seyrettim. Hepsinin birden vurulacaklarından endişe ettiğim için tankla onların arasında durdum. Bu her gün oluyor ancak bu babanın iki çocuğuyla öyle aşırı üzgün bir halde yürüyüp çıkışları beni çok etkiledi."

Çatışmanın ortasında 'sevgiyi ve paylaşmayı' da öğrenir Rachel. "Evin cephedeki iki odası duvarlardan kurşunlar geçtiği için kullanılamıyor. Bu yüzden bütün aile, üç çocuk ve iki ebeveyn bir yatak odasında uyuyorlar. Ben yerde en küçük kız iman'ın yanında yatıyorum ve hepimiz battaniyeleri paylaşıyoruz... Nidal'in İngilizcesi her geçen gün iyileşiyor. Beni 'bacım' diye çağıran o. Büyük nineye İngilizce 'Merhaba. Nasılsınız?' demeyi bile öğretti. Her an tank ve buldozerlerin sesleri duyuluyor ama bu insanlar birbirleriyle ve benimle neşe içinde iletişimlerini devam ettiriyorlar."

Rachel içinde bulunduğu durumda azla mutlu olmak zorunda olduğunu bilmektedir. 20 Şubat'taki mektubunda kendi küçük mutluluğunu dile getiren ve biraz da annesini avutmak isteyen şu satırları yazar:

"Bilmeni isterim ki burada bana yardımcı olan bir sürü hoş Filistinli var. Basit bir nezle kaptım ve tedavi olmak için çok hoş bir limonlu içecek verdiler bana."

Ancak bir hafta sonra içinde bulundukları duruma rağmen Filistinlilerin gülebiliyor ve hâlâ kendisine iyi davranmaya çalışıyor olmalarını sorgulamaktadır. Kendini sorgulama ve sürekli öğrenme Rachel, Gazze tecrübesini kendi temel inançlarını sorgulamak ve hayatı yeniden anlamlandırmak için bir fırsat olarak görmektedir. Mektubunda insanın ne kadar iyi ve ne kadar kötü olabileceğini sorgular: "Onlar zorluğa uzun müddet dayanabilmenin güzel bir örneği. Şartların onları çeşitli seviyelerde etkilediğini biliyorum ama insanlıklarını gülücüğü, ikramı, sıcak aile ortamını bu oranda koruyabilmiş olmaları beni hayran bırakıyor.

Bir sonraki gün bu sorgulayışını bir çağrıya dönüştüren Rachel:

"Bu durmalı. Hepimizin her şeyi bırakıp hayatlarımızı bunu durdurmaya adamamızın iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum. Dünyaya geldiğimde istediğim şey bu değildi asla. Capital Gölü'ne bakıp 'işte büyük dünya bu ve ben onun bir parçası olacağım' dediğimde bunu kastetmemiştim. Ben içinde hiçbir çaba göstermeksizin müreffeh bir hayat yaşayıp bir soykırımın parçası olduğumun farkına bile varmadan çıkıp gideceğim bir hayata gelmedim..."

Başkaları Filistin'de yaşananlara nasıl bakarsa baksın Rachel yaşadıklarından ötürü mutluydu fakat yine de kendi sonunu da tahmin eden bir mektubunda ise şöyle bitiriyor:

"Filistin'den geri döndüğümde muhtemelen uykumda kâbuslar göreceğimi, burada kalmadığım için suçluluk hissiyle kıvranacağımı biliyorum. Bunları daha fazla çalışmaya yönlendirebilirim. Buraya gelmek hayatımda yaptığım en iyi şeylerden biri. Oraya geldiğimde deli saçması şeyler söyleyip çıldırırsam ya da İsrail ordusu beyaz adamları yaralamama şeklindeki ırkçı eğilimlerinden vazgeçip bir şey yaparsa, şu yargıya varmakta hiç tereddüt etmeyin: dolaylı olarak desteklediğim ve hükümetimin büyük oranda sorumlusu olduğu bir soykırımın göbeğindeyim."

Ve annesine yazdığı mektubu şöyle tamamlıyordu Rachel: "En ağır koşullarda bile insan kalabilme gücü ve yeteneğini keşfetmekte olduğunu yazmalıyım ki, bunu daha önce bilmezdim. Galiba aslolan onur..."

Böylece Amerika ve A.B destekli İsrail buldozerleri bir cinayet daha işlemiş oldu.

Türkiye'nin çığırtkan barışseverleri de, insan hakları edebiyatçıları da, Müslüman cemiyetçileri de bu olayı duymadılar. Onların kulakları Washington'un federal çetesinde, gözleri Irak'a getirilecek demokratik ortamda, elleriyse çok getirili tahvillerdeydi. Sözde "civil" toplum örgütlerinden ve "the civil" ağın kadın örgütlerinden söz etmeye ise hiç gerek yok! Onlar zaten dolarlı projelerin peşindeler!

Son e-postasında babasına hitaben ise: "Eğer yaşamımın geri kalanında ne yapmam gerektiğiyle ilgili fikirlerin varsa lütfen bana söyle. Sizi çok seviyorum. Sen de birşeyler düşünüp tasarlayabilirsin, ben de katılmaktan memnun olurum. Kocaman sevgiler. Babacığım" diyordu."

Bu yazı, artık çoğumuz için Rachel'e ulaşabilme klavuzu oldu. Yazarın hüznünü dağıtabilecek, belki de vicdanlarımızı kanatabileceğimiz bir etkinlik gerçekleşecek bugün. Rachel hayatını mazlumlar için feda etmişti. Ve Türkiyeli mazlumlar onu çok kalabalık bir aydın topluluğuyla birlikte hatırlıyor.

Kim demiş Rachel öldü diye. Kim demiş 'vicdan' öldü diye...









Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.